Muhterem arkadaşlar gecede 500- 600 çerçeve tellemenin ne demek olduğunu arı ile ilgilenen arkadaşlar bilebilirler. Siz çalışmasanızda eğer arılarınız varsa onlar sizi çalıştırırlar. Bİzde bu yıl hummalı bir çalışma içerisinde arılarla adeta yarışırcasına gayretli bir biçimde arıcılık faalliyetlerini yerine getirmeye çalıştık.
Bu çalışmalar sırasındada bazın ekipman yenileme işlemleri yerine getirdik.
Apimaye firmasının ürettiği tabanlardan kullandık bol polen aldık arılarımız bu sayede polenle bloke olmadı ve bu polenleri toplayarak ekstra polen kazancı sağladık. Polenin kilosunu 50 TL olarak belirledik. İsteyen arkadaşlara istedikleri kadar gönderebiliriz.
Ergonomik tabanlı ekipmanların kullanılması ile birlikte elimizde bulunan klasik tip kovanlarda anca geçmiş de yapmış olduğum ana arı üretimlerinde kullanabilecekken uygun fiyata arı kovanı almak isteyenlerin talepleri ile karşılaşınca 2. el kovanları satışa çıkarmış bulunmaktayım. 2. el kovan fiyatlarını 40 TL olarak belirledim. Eğer bu kovanların ilavelerinide talep edecek olursanız 50 TL olarak verebilirim.
Ana arı yetiştirmek için yine Apimaya ana arı yetiştirme kovanlarını kullanıyorum. Daha önce defalarca söylediğim olumsuzlukları ortadan kaldıran bu ürün ile ana arı yetiştirmek bir keyif. Janter aparatları ile yetiştirediğimiz ana arıların eliminesini yaptıktan sonra kendi kovanlarımızda kullanacak şekilde yetiştiriyor ve talep edenlere ücreti mukabilinde veriyorum. Ana arı fiyatını 25 TL olarak belirledim. Piyasada 10 TLye kadar inen ana fiyatları ertesi yıl karşılaşılan problemlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Garantili ana arılarımızı kendinizde kovanlardan alarak kafesleyebilirsiniz.
Ayrıca Apimaye 4 lü ana arı yetiştirme kovanı satın almak isteyenlerede yardımcı olabilirim. 4 gözüde arılandırılmış ve anası olan bu düzeneği size 500 TL ye verebilirim.
Ana arı yetiştirme kovanı 285 Tl dir.
Ayrıca polen düzeneği olan ahşap kovanlar 100 TLdir Fırınlanmış keresteden imaldir.
Polenliksiz kovanlarımızda 80 TL dir.
Kendi üretimimiz olmamakla birlikte üyesi bulunduğum bal üreticileri birliği üyesi bir arkadaşımızın ürettiği arı sütünün grmaı 10 TL olarak satışa sunulmuştur. İstayan arkadaşalrın çevrelerine iletmeleri ve ihtiyaç sahiplerinin nemalanmasını sağlamalarını sizlerden talep ediyorum.
Çalışmlarınızda başarılar diler sağlık ve mutluluk dolu günlerin sizlerle olmasını temenni ederim. Hoşçakalın.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
SEZER Arıcılık
0 212 658 38 80 Büyük İstanbul Esenler otogarı doğu alt çarşılar B 92
Teknik arıcılık sitesi arıcıların sıkıntılarını, problemlerini paylaşmak ve arıcılıktaki yeni gelişmeleri aktarmak amacıyla kuruldu. Sitenin gelişimine katkıda bulunmak için her türlü yapıcı eleştirilerinizi eksik etmeyin ki, bilgilerimizin artmasına yardımcı olacak sitemiz gün geçtikçe büyüsün ve gelişsin.
13 Haziran 2009 Cumartesi
28 Mart 2009 Cumartesi
LANGSTHROT-DADANT-MAYE
DÜnya gazetesinde maye kovanların sahibi Muzaffer beyle rööportaj.

İSTANBUL - Bir tesadüfle 1986 yılında Türkiye'de ilk şemsiye bidonunu üreten ve bugün hala en büyük üreticisi konumunda bulunan Yıldırım Plastik'in sahibi Muzaffer Yıldırım, arılar için özel termo kovan geliştirdi. Büyük bir AR-GE çalışması ile termo kovanın patentini de alan Muzaffer Yıldırım, Bulgaristan'da katıldığı bir fuarda ise inovasyon ödülü aldı. Kovanı üretebilmek için her gittiği yerde arıcılarla temasa geçip dünyadaki arıcılık trendlerini araştıran Yıldırım, üniversitelerin ilgili bölümleri ve dalının uzmanı öğretim görevlileri ile de dirsek teması ile ürettiği kovanları artık üreticilerin beğenisine sunmuş durumda. Türkiye'nin arı koloni sayısında Çin'den sonra ikinci ama kovan başına üretimde altıncı sırada olduğu bilgisini veren Yıldırım, Türkiye'de bir kovanda 15-16 kg'lık bal alındığına dikkat çekerek, "Bizim geliştirdiğimiz kovanla 2 katı yani 30 kg'lık bal üretimi yapmak mümkün" dedi. Yıldırım'ın hem kovanı nasıl ürettiğini hem krizle arasını hem de bugünlere nasıl geldiğini konuştuk. İşte Yıldırım'ın KOBİden'e verdiği cevaplar.
Yıldırım Plastik neler üretir?
Otomotiv yan sanayiinde üretim yapıyoruz. Otobüs, kamyon gibi araçların plastik parçalarını üretiyoruz. Mesela belediye otobüslerinin mono blok koltuklarını biz üretiyoruz. Bu alanda Mercedes, Isuzu gibi firmalarla çalışıyoruz. Promosyon ürünlerimiz var. Ülker, Algida, Coca Cola gibi firmalara örneğin dondurma dolaplarının yanında bulunan şemsiyelerinin su bidonlarını üretiyoruz. Sütaş gibi firmalar için bazı ambalajlar yapıyoruz.
Şemsiye bidonu ilginç, nasıl başladınız?
1986 yılında ilk biz ürettik şemsiye bidonunu. Sonra başka firmalarda girdi. Firmalar bize ürünün prototipinbi getirir biz kalıbını yapar, üretime geçeriz. Oto ve gıda sanayine ambalaj kalıbı yaparken müşteri yönlendirdi. Biz ürettik ama biz tasarlamadık. Yurtdışından örneğini getirdiler, biraz kapora verdiler. Yaptık ama müşteriyi bir daha bulamadık. Bir sürü bidon elimizde kaldı.
Nasıl sattınız peki?
Bütün bidonlar elimizde kalınca bu sefer şemsiye üreticilerine gittik ama onlar da almadı. Bu defa taktik değiştirdik, yükledik kamyona. Bursa'dan başladık tek tek mağazaları dolaştık. Önce mağazaya giriyorduk 'satılık bidon var' demiyorduk, 'şemsiye almaya geldik' diyorduk. İlk satışı takasla yaptık. Otelleri, sahili dolaştık Bodrum'da bitirdik. Ben bir kucak şemsiye alıyordum arabanın bagajına sığıyordu. Fakat bidonları yolluyorduk, yer kaplıyor dükkanın deposu doluyordu. Onlarda kendi müşterilerine satmaya başladılar. Hep yeni açılan mağazalara gittim. Sonraki sene artık 1987'de Algida, Coca Cola gibi firmalar almaya başladı.
Bir anlamda pazarı kendiniz yarattınız yani?
Satmak için çok dolaştık. O gün kimsenin para vermem dediği ürün bugün 1 milyon adete ulaştı. En büyük üretici hala biziz. En büyük taliplisi de Algida'dır. Onu Ülker ve Coca Cola izler. Sonra bidondan esinlendik ve plastik dubalar yaptık.
Krizle aranız nasıl?
2001'de üretimimizin yüzde 80'i otomotiv sektörüneydi. Zarar ettik. Sonra sepetleri çoğaltalım dedik. Bu krize de esasında yatırımda yakalandık. Ambalaj sanayii ve reklam sektörü için gerekli bazı levha makinaları almıştık fakat daha az etkileniyoruz. Çünkü şimdi işimizin yüzde 30-35'i oto, yüzde 25'i ambalaj ve kalanı promosyon ürünleri. Bunun faydasını görüyoruz.
Termo kovan üretmek nereden aklınıza geldi?
AR-GE merakım çok büyük. Zaten yenilikçilik yapamıyorsanız, ürettiğiniz size hatıra gibi kalıyor. 200 çeşit ürünümüz var. Kimseyi taklit etmeyiz, mutlaka kendimizden bir şeyler katmaya çalışırız. Yabancılar 'Türkler taklitçidir' der, numune vermek istemez. Karamürsel'den bir arıcı bir plastik bal çerçevesi getirdi. Yap, çok satarsın dedi. Elime aldım baktım ne işe yaradığını çözmeye çalıştım. Arıcılığı merak ettim ve her gittiğim yerde arcıları ziyarete başladım. Genellikle de çürük kovanlar, yerlerde gezinen petekler gördüm. Aklıma kovan yapmak geldi.
Bütün petekler tahtadır, siz plastik kovan yapıyorsunuz. Hiç bu olmaz demediler mi?
Arı plastikte hiç durmaz dediler. Ama ilk yaptığım sandıktan arılar çıkmak istemedi! Bir de arının doğasını öğrenmeye başladık. Mesela arı 6 kg çiçek özü yiyerek bir peteği dolduruyor ve mutlaka peteği üfleyerek bal yaptığı yeri sır gibi bir şeyle üfleyerek temizliyor. Bizim kovanda arı peteği sırlamadan bal yapmaya başlıyor. Arı hijyeni tanıyor çünkü. 5 yıl önce başladım izlemeye, şimdi hobim oldu. Bizde doğru, gıda kodeksine uygun hammadde ile üretiyoruz kovanı.
Kovanı geliştirirken nelere dikkat ettiniz?
Dünyadaki kovan tiplerini araştırdık. Türkiye'de her köye göre ölçüler değişiyor. Dünyada ise fenni kovan var. Ağırlıklı olarak kullanılan ise Langstroth denilen bir ölçü. Bir de Dadant yönetimi ile geliştirilen kovanlar var. Biz kendimiz bunlara bakarak kendimiz bir ölçü geliştirdik.
Ürününüze patent aldınız mı?
Kovan tiplerini araştırıp işin içine girince ciddiyeti anladık ve baktık işin boyutu büyüyor duyumla Ankara Patent Genel Müdürü Kaan Dericioğlu ile tanıştık. Patentimizi aldık TÜBİTAK'tan, AR-GE desteği aldık. Projes ile çalıştık. Yapı Kredi Bankası'da yardımcı oldu ve üretime geçtik.
Yurt dışına satmayı düşünüyormusunuz?
Muğla'da bir konferansta Washinghton State University'den bir öğretim görevlisi ile tanıştık. Kendise bize "Biz soğuk bölgede yaşıyoruz sanki bizim için yapılmış" dedi. Şimdi orada kovanın testi yapılıyor. Bir de 3-4 hafta önce Bulgaristan-Plevne'de fuara katıldık. 12 kovan üreticisi arasında inovasyon dalında birinci olduk. Bulgaristan, Polonya, Finlandiya ve Rusya'dan distiribütörlük talep eden, denemek isteyenler bizimle irtibata geçti. Görüşüyoruz.
Türk arıcılar alabilecek mi? Kaça satacaksınız?
İnternette satışa açtık. Alan, çevresindekilere anlatmaya başlıyor. Sandık kovanlar 80-90 bin TL civarında. Bizimkisi 300 bin TL. Ama mutfak robotu gibi bir kovan yaptık. İlk hedefimiz pazarın yüzde 10'una ulaşmak. Yurtdışında özellikle Avrupa ülkelerinde şansımız çok yüksek. Ayrıca Türkiye'deki mevcut ahşap kovanları da destekliyici ürünler yapmaya başladık. Eski kovanları yüzde 50 iyileştiriyoruz.
İlk çizgi Muzaffer Bey'den
Muzaffer Yıldırım, AR-GE'ye çok meraklı bir insan. Eline aldığı her şeyi sonuna kadar inceleyip araştırıyor. Neye yarar, ben ne katabilirim diye bakıyor. 1974 yılından beri kalıpçılık yapıyor. Mesleği esas çıraklıkla öğrenmiş ama akşam sanat okuluna da giderek teknik resim dersi almış. Şimdi üretime geçilecek herhangi bir üründe ilk çizğiyi Muzaffer Yıldırım atıyor. "Ben karakalem çiziyorum sonra ekibimle beraber çalışıyoruz. Ortaya çıkan ürün hepimizin emeği" diyen Yıldırım, 110 kişiye istihdam sağlıyor. Çalışanlarının yüzde 70'i 15 yılı doldurmuş elemanlar. Hatta 30 yıllık çalışanı var. İlk dükkanı İstanbul-Süleymaniye'de açan Yıldırım, şimdi Beylikdüzü'nde 3.500 m2'lik kendi yerinde üretim yapıyor. Bu yıl ise komşu arazileri kiralayarak 10 bin m2'lik alana üretimini yaymış.
KOBİ'lere tavsiyeler
Muzaffer Yıldırım aslında her KOBİ'nin olduğu gibi Türkiye ekonomisinin de değişimine muazzam şekilde ayak uydurabilmiş ve dik durabilmiş bir işletmenin sahibi. Neler dikkatinizi çekiyor diye sorduğumuzda ilk cevabı "Önce kazanmak sonra harcamak gerek. KOBİ kazanmadan harcamamalı" oluyor. Muzaffer Yıldırım'ın ikinci tavsiyesi ise her KOBİ'nin önüne hep rakip çıkacak gibi çalışması ve ürün çeşitliliğine gitmesi. Yıldırım şöyle diyor: "KOBİ'de fabrikatörde boyunu bilecek. Büyük firmalar sadece kendileri için çalışacak ihtisaslaşmış KOBİ'leri sever. Ama krizde herkes kendi derdine düşer. Sapı samanı karıştırmadan işi biraz çeşitlendirmek lazım."

İSTANBUL - Bir tesadüfle 1986 yılında Türkiye'de ilk şemsiye bidonunu üreten ve bugün hala en büyük üreticisi konumunda bulunan Yıldırım Plastik'in sahibi Muzaffer Yıldırım, arılar için özel termo kovan geliştirdi. Büyük bir AR-GE çalışması ile termo kovanın patentini de alan Muzaffer Yıldırım, Bulgaristan'da katıldığı bir fuarda ise inovasyon ödülü aldı. Kovanı üretebilmek için her gittiği yerde arıcılarla temasa geçip dünyadaki arıcılık trendlerini araştıran Yıldırım, üniversitelerin ilgili bölümleri ve dalının uzmanı öğretim görevlileri ile de dirsek teması ile ürettiği kovanları artık üreticilerin beğenisine sunmuş durumda. Türkiye'nin arı koloni sayısında Çin'den sonra ikinci ama kovan başına üretimde altıncı sırada olduğu bilgisini veren Yıldırım, Türkiye'de bir kovanda 15-16 kg'lık bal alındığına dikkat çekerek, "Bizim geliştirdiğimiz kovanla 2 katı yani 30 kg'lık bal üretimi yapmak mümkün" dedi. Yıldırım'ın hem kovanı nasıl ürettiğini hem krizle arasını hem de bugünlere nasıl geldiğini konuştuk. İşte Yıldırım'ın KOBİden'e verdiği cevaplar.
Yıldırım Plastik neler üretir?
Otomotiv yan sanayiinde üretim yapıyoruz. Otobüs, kamyon gibi araçların plastik parçalarını üretiyoruz. Mesela belediye otobüslerinin mono blok koltuklarını biz üretiyoruz. Bu alanda Mercedes, Isuzu gibi firmalarla çalışıyoruz. Promosyon ürünlerimiz var. Ülker, Algida, Coca Cola gibi firmalara örneğin dondurma dolaplarının yanında bulunan şemsiyelerinin su bidonlarını üretiyoruz. Sütaş gibi firmalar için bazı ambalajlar yapıyoruz.
Şemsiye bidonu ilginç, nasıl başladınız?
1986 yılında ilk biz ürettik şemsiye bidonunu. Sonra başka firmalarda girdi. Firmalar bize ürünün prototipinbi getirir biz kalıbını yapar, üretime geçeriz. Oto ve gıda sanayine ambalaj kalıbı yaparken müşteri yönlendirdi. Biz ürettik ama biz tasarlamadık. Yurtdışından örneğini getirdiler, biraz kapora verdiler. Yaptık ama müşteriyi bir daha bulamadık. Bir sürü bidon elimizde kaldı.
Nasıl sattınız peki?
Bütün bidonlar elimizde kalınca bu sefer şemsiye üreticilerine gittik ama onlar da almadı. Bu defa taktik değiştirdik, yükledik kamyona. Bursa'dan başladık tek tek mağazaları dolaştık. Önce mağazaya giriyorduk 'satılık bidon var' demiyorduk, 'şemsiye almaya geldik' diyorduk. İlk satışı takasla yaptık. Otelleri, sahili dolaştık Bodrum'da bitirdik. Ben bir kucak şemsiye alıyordum arabanın bagajına sığıyordu. Fakat bidonları yolluyorduk, yer kaplıyor dükkanın deposu doluyordu. Onlarda kendi müşterilerine satmaya başladılar. Hep yeni açılan mağazalara gittim. Sonraki sene artık 1987'de Algida, Coca Cola gibi firmalar almaya başladı.
Bir anlamda pazarı kendiniz yarattınız yani?
Satmak için çok dolaştık. O gün kimsenin para vermem dediği ürün bugün 1 milyon adete ulaştı. En büyük üretici hala biziz. En büyük taliplisi de Algida'dır. Onu Ülker ve Coca Cola izler. Sonra bidondan esinlendik ve plastik dubalar yaptık.
Krizle aranız nasıl?
2001'de üretimimizin yüzde 80'i otomotiv sektörüneydi. Zarar ettik. Sonra sepetleri çoğaltalım dedik. Bu krize de esasında yatırımda yakalandık. Ambalaj sanayii ve reklam sektörü için gerekli bazı levha makinaları almıştık fakat daha az etkileniyoruz. Çünkü şimdi işimizin yüzde 30-35'i oto, yüzde 25'i ambalaj ve kalanı promosyon ürünleri. Bunun faydasını görüyoruz.
Termo kovan üretmek nereden aklınıza geldi?
AR-GE merakım çok büyük. Zaten yenilikçilik yapamıyorsanız, ürettiğiniz size hatıra gibi kalıyor. 200 çeşit ürünümüz var. Kimseyi taklit etmeyiz, mutlaka kendimizden bir şeyler katmaya çalışırız. Yabancılar 'Türkler taklitçidir' der, numune vermek istemez. Karamürsel'den bir arıcı bir plastik bal çerçevesi getirdi. Yap, çok satarsın dedi. Elime aldım baktım ne işe yaradığını çözmeye çalıştım. Arıcılığı merak ettim ve her gittiğim yerde arcıları ziyarete başladım. Genellikle de çürük kovanlar, yerlerde gezinen petekler gördüm. Aklıma kovan yapmak geldi.
Bütün petekler tahtadır, siz plastik kovan yapıyorsunuz. Hiç bu olmaz demediler mi?
Arı plastikte hiç durmaz dediler. Ama ilk yaptığım sandıktan arılar çıkmak istemedi! Bir de arının doğasını öğrenmeye başladık. Mesela arı 6 kg çiçek özü yiyerek bir peteği dolduruyor ve mutlaka peteği üfleyerek bal yaptığı yeri sır gibi bir şeyle üfleyerek temizliyor. Bizim kovanda arı peteği sırlamadan bal yapmaya başlıyor. Arı hijyeni tanıyor çünkü. 5 yıl önce başladım izlemeye, şimdi hobim oldu. Bizde doğru, gıda kodeksine uygun hammadde ile üretiyoruz kovanı.
Kovanı geliştirirken nelere dikkat ettiniz?
Dünyadaki kovan tiplerini araştırdık. Türkiye'de her köye göre ölçüler değişiyor. Dünyada ise fenni kovan var. Ağırlıklı olarak kullanılan ise Langstroth denilen bir ölçü. Bir de Dadant yönetimi ile geliştirilen kovanlar var. Biz kendimiz bunlara bakarak kendimiz bir ölçü geliştirdik.
Ürününüze patent aldınız mı?
Kovan tiplerini araştırıp işin içine girince ciddiyeti anladık ve baktık işin boyutu büyüyor duyumla Ankara Patent Genel Müdürü Kaan Dericioğlu ile tanıştık. Patentimizi aldık TÜBİTAK'tan, AR-GE desteği aldık. Projes ile çalıştık. Yapı Kredi Bankası'da yardımcı oldu ve üretime geçtik.
Yurt dışına satmayı düşünüyormusunuz?
Muğla'da bir konferansta Washinghton State University'den bir öğretim görevlisi ile tanıştık. Kendise bize "Biz soğuk bölgede yaşıyoruz sanki bizim için yapılmış" dedi. Şimdi orada kovanın testi yapılıyor. Bir de 3-4 hafta önce Bulgaristan-Plevne'de fuara katıldık. 12 kovan üreticisi arasında inovasyon dalında birinci olduk. Bulgaristan, Polonya, Finlandiya ve Rusya'dan distiribütörlük talep eden, denemek isteyenler bizimle irtibata geçti. Görüşüyoruz.
Türk arıcılar alabilecek mi? Kaça satacaksınız?
İnternette satışa açtık. Alan, çevresindekilere anlatmaya başlıyor. Sandık kovanlar 80-90 bin TL civarında. Bizimkisi 300 bin TL. Ama mutfak robotu gibi bir kovan yaptık. İlk hedefimiz pazarın yüzde 10'una ulaşmak. Yurtdışında özellikle Avrupa ülkelerinde şansımız çok yüksek. Ayrıca Türkiye'deki mevcut ahşap kovanları da destekliyici ürünler yapmaya başladık. Eski kovanları yüzde 50 iyileştiriyoruz.
İlk çizgi Muzaffer Bey'den
Muzaffer Yıldırım, AR-GE'ye çok meraklı bir insan. Eline aldığı her şeyi sonuna kadar inceleyip araştırıyor. Neye yarar, ben ne katabilirim diye bakıyor. 1974 yılından beri kalıpçılık yapıyor. Mesleği esas çıraklıkla öğrenmiş ama akşam sanat okuluna da giderek teknik resim dersi almış. Şimdi üretime geçilecek herhangi bir üründe ilk çizğiyi Muzaffer Yıldırım atıyor. "Ben karakalem çiziyorum sonra ekibimle beraber çalışıyoruz. Ortaya çıkan ürün hepimizin emeği" diyen Yıldırım, 110 kişiye istihdam sağlıyor. Çalışanlarının yüzde 70'i 15 yılı doldurmuş elemanlar. Hatta 30 yıllık çalışanı var. İlk dükkanı İstanbul-Süleymaniye'de açan Yıldırım, şimdi Beylikdüzü'nde 3.500 m2'lik kendi yerinde üretim yapıyor. Bu yıl ise komşu arazileri kiralayarak 10 bin m2'lik alana üretimini yaymış.
KOBİ'lere tavsiyeler
Muzaffer Yıldırım aslında her KOBİ'nin olduğu gibi Türkiye ekonomisinin de değişimine muazzam şekilde ayak uydurabilmiş ve dik durabilmiş bir işletmenin sahibi. Neler dikkatinizi çekiyor diye sorduğumuzda ilk cevabı "Önce kazanmak sonra harcamak gerek. KOBİ kazanmadan harcamamalı" oluyor. Muzaffer Yıldırım'ın ikinci tavsiyesi ise her KOBİ'nin önüne hep rakip çıkacak gibi çalışması ve ürün çeşitliliğine gitmesi. Yıldırım şöyle diyor: "KOBİ'de fabrikatörde boyunu bilecek. Büyük firmalar sadece kendileri için çalışacak ihtisaslaşmış KOBİ'leri sever. Ama krizde herkes kendi derdine düşer. Sapı samanı karıştırmadan işi biraz çeşitlendirmek lazım."
23 Mart 2009 Pazartesi
AŞIRI NEM VE ARILAR
Kıymetli Arıcılar Selam ve Saygılarımı Sunuyorum.
Uzunca bir zaman diliminden sonra tekrar birlikteyiz. www.sezerpetek.com sitesi revize edildiği için bu günlerde yayında değil. Sizlerden gelen ısrarlı telefon ve maillere dayanamayarak bu akşam bir yazı yazmak istedim. Tüm arıcılar gibi bu kış günlerinde bende kolonilerimi geçen hafta sonunda inceleme fırsatı yakaladım.
Bu yıl ben bir ilki yaşamaktayım. Hiç arı kaybımın olmaması, ana arı kaybı ve sahte ana oluşumu olmaması beni çok sevindirdi. Bu tür bir sonucun ortaya çıkmasındaki en büyük etken şüphesiz ki değişmeyen bazı noktalara özen gösterilmiş olması. Ana arı yetiştirilmesinden, bölmelerdeki arı miktarına ve bölme şekline, uygun flora takibinden, besin stokuna, varova mücadelesinden, beslemeye ve en büyük zararlı etken olan nemin ortadan kaldırılmasına kadar tüm noktalara riayet etmek gerekiyor elbette.
Bu yıl bu günlerde gördüğüm bir gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
KOVANLARDAKİ NEM
Her yıl koloni kontrollerinde erken baharda karşımıza çıkan bir durumdur nem. Kovanları açtığımızda çerçevelerde görülen yeşil renkli küf mantarları aslında kovan içerisinin nem miktarının ne kadar çok olduğunun bir belirtisidir. Bu nem neticesinde de arılarımız maalesef ne gelişebilirler nede gelişmeleri istediğimiz şekilde gerçekleşir. Tüm yapılan yanlış uygulamalara rağmen arılar yaşam mücadelesini ülkemizin zengin flora kaynaklarından yararlanarak beklenilmeyecek derecede de ürün vermektedirler.
Genel bir kanı vardır hep arıcılar arasında. Kışın arı üşümesin diye sarılır sarmalanır. Hatta kovan yapımlarında dört beş santime kadar kalın tahtaların kullanıldığını biliriz. Bu kovanlar ne yerinden kalkar ne de kovanın içerisinde bir uygun yaşam alanı sunabilir. Arıların doğal yaşamında ormanlardaki ağaç kavuklarında, duvar çatlaklarında, hatta topraktaki oyuklarda bulunan arı kolonileri hiçbir şekilde insan müdahalesi ile karşılaşmamaktadırlar ve çok da sağlıklı bir şekilde yaşamaktadırlar.
Bizim arılıkta bulunan kovanların büyük bir bölümünde maye besleme kabı kullanıyorum. Bu ürünün verim artırıcı özelliğini AR- GE sini yaptığım üç yıldır zaten gözlemliyor idim. Bu erken baharda ortaya çıkan sonuç beni şaşırtmadı. Bildiklerimi onaylamış oldu. Zonguldaktan Selahattin Güneyin denemelerini yapıp bizlerle paylaştığını gördüğüm maye kovanlar yurdumuzun dört bir tarafında denendi ve hep olumlu sonuçlarla geri dönüldü. Tubitağın onayladığı, Bulgaristan da ödül alan Apimondiada ödül alması muhtemel olan Maye tasarımlarına yabancıların ilgisi doğrusu bir Türk olarak beni çok gururlandırıyor. Hatta bu ürün yerli yapımı denmesi bile ayrı bir gurur kaynağı.
Maye besleme kabının özelliği üzerinde üç ayrı görevi yüklenmesi.
1. Kapak altı örtüsü ( Çuval yok, tahta yok)
2. Besleme kabı ( Ekstra bir aparata ihtiyaç yok, üzeri delinmiş bir kontra yada çuvala)
3. Nem giderici BİNGOOOO.
Maye kovanların her bir parçası mühendislik harikası doğruya doğru. Fakat bu yazıda bizi nem giderici özelliği ilgilendiriyor.
Maye besleme kabının çevresinde delikler bulunuyor. Bu delikler arılar tarafından propolisle kapanıyor. İstediği yerlerde delikleri kapatmıyor ve kış boyunca açık bırakıyor. Böylece arılar kovan içerinde biyolojik yaşamları için gerekli olan oksijeni içeri alırken zararlı bir takım gazları karbondioksit gibi öldürücü ve solunum sonucu açığa çıkan zararlı gazları bu deliklerden dışarı atarak gayet sağlıklı yaşayabilmektedirler. Yurdumuzun en nemli bölgelerinden biri olan Rize anzer yaylasında bu kovanların denenmesi neticesinde kovan içerisinde diğer kovanlarda ortaya çıkan nemin arılara vermiş olduğu zarar görülmemiş ve Rizeli arıcılar tarafından çok rağbet edilir bir hal aldı.
Bu yıl çuval ve kontrplak kullandığım tüm kovanlarım içerisine nem emsin diye koyduğum gazetelerin ıslanmasını bırakın çerçevelerde nem neticesinde oluşmuş olan küfler görüldü. Lakin maye besleme kabı ile kışlayan kovanlarda nemden eser yok idi. Bununla da kalmamakta. Maye besleme kabı ile kışlayan arılar uygun havalanma koşulları sağlandığından daha az bal tüketmekte ve arılar nem ve zararlı gazlara maruz kalmadıkları için daha uzun yaşamaktadırlar. Gelişmesi geri kalan kovanların nem giderilmeyen ve havalanmanın sağlanmadığı kovanlar olduğunu savunabiliriz.
Havalanmanın sağlıklı olmadığı kolonilerde ne gelişme söz konusu olabilir. Ne de arı ürünlerinin verimli bir şekilde üretilebilmesinden bahsedilebilir.
Olmadık besleme kaplarına verilen olmadık paraların yanında yarım kovanı kaplayanlara verilecek olan 6 tl yada tamamen kovanı kaplayan tam besleme kabına verilecek olan 12 tl kışın sigortası gibi görev yapacaksa ve verim artıracaksa neden kullanılmasın.
REKLAM,
Evet reklam, böylesi önemli özellikleri üzerinde toplayan arılarımıza ve arıcılarımıza faydalı bir model olarak dizayn edilmiş, Türk yapımı bu ürünü tanıtmak ve ilgilenenlere yardımcı olmak bana keyif veriyor. Böylece veriminizin artmasına yardımcı olabileceğimi düşünmek da cabası.
Arıcılık yapan kişi ister hobici ister profesyonel amaç aynı. Arı ürünlerini üretmek. Tüm arıcılara verimlerini artıracakları bu besleme kabı, örtü tahtası ve nem giderici olarak görev yapan bu ürünü kullanmalarını tavsiye ediyorum.
Fabrika satış fiyatına temin edebileceğiniz adres
Esenler otogarı Doğu alt çarşısı B 92 Esenler – İSTANBUL Tel 0 212 658 38 80
SEZER Arıcılık
Maye Ürünleri İstanbul Bayisi.
Uzunca bir zaman diliminden sonra tekrar birlikteyiz. www.sezerpetek.com sitesi revize edildiği için bu günlerde yayında değil. Sizlerden gelen ısrarlı telefon ve maillere dayanamayarak bu akşam bir yazı yazmak istedim. Tüm arıcılar gibi bu kış günlerinde bende kolonilerimi geçen hafta sonunda inceleme fırsatı yakaladım.
Bu yıl ben bir ilki yaşamaktayım. Hiç arı kaybımın olmaması, ana arı kaybı ve sahte ana oluşumu olmaması beni çok sevindirdi. Bu tür bir sonucun ortaya çıkmasındaki en büyük etken şüphesiz ki değişmeyen bazı noktalara özen gösterilmiş olması. Ana arı yetiştirilmesinden, bölmelerdeki arı miktarına ve bölme şekline, uygun flora takibinden, besin stokuna, varova mücadelesinden, beslemeye ve en büyük zararlı etken olan nemin ortadan kaldırılmasına kadar tüm noktalara riayet etmek gerekiyor elbette.
Bu yıl bu günlerde gördüğüm bir gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
KOVANLARDAKİ NEM
Her yıl koloni kontrollerinde erken baharda karşımıza çıkan bir durumdur nem. Kovanları açtığımızda çerçevelerde görülen yeşil renkli küf mantarları aslında kovan içerisinin nem miktarının ne kadar çok olduğunun bir belirtisidir. Bu nem neticesinde de arılarımız maalesef ne gelişebilirler nede gelişmeleri istediğimiz şekilde gerçekleşir. Tüm yapılan yanlış uygulamalara rağmen arılar yaşam mücadelesini ülkemizin zengin flora kaynaklarından yararlanarak beklenilmeyecek derecede de ürün vermektedirler.
Genel bir kanı vardır hep arıcılar arasında. Kışın arı üşümesin diye sarılır sarmalanır. Hatta kovan yapımlarında dört beş santime kadar kalın tahtaların kullanıldığını biliriz. Bu kovanlar ne yerinden kalkar ne de kovanın içerisinde bir uygun yaşam alanı sunabilir. Arıların doğal yaşamında ormanlardaki ağaç kavuklarında, duvar çatlaklarında, hatta topraktaki oyuklarda bulunan arı kolonileri hiçbir şekilde insan müdahalesi ile karşılaşmamaktadırlar ve çok da sağlıklı bir şekilde yaşamaktadırlar.
Bizim arılıkta bulunan kovanların büyük bir bölümünde maye besleme kabı kullanıyorum. Bu ürünün verim artırıcı özelliğini AR- GE sini yaptığım üç yıldır zaten gözlemliyor idim. Bu erken baharda ortaya çıkan sonuç beni şaşırtmadı. Bildiklerimi onaylamış oldu. Zonguldaktan Selahattin Güneyin denemelerini yapıp bizlerle paylaştığını gördüğüm maye kovanlar yurdumuzun dört bir tarafında denendi ve hep olumlu sonuçlarla geri dönüldü. Tubitağın onayladığı, Bulgaristan da ödül alan Apimondiada ödül alması muhtemel olan Maye tasarımlarına yabancıların ilgisi doğrusu bir Türk olarak beni çok gururlandırıyor. Hatta bu ürün yerli yapımı denmesi bile ayrı bir gurur kaynağı.
Maye besleme kabının özelliği üzerinde üç ayrı görevi yüklenmesi.
1. Kapak altı örtüsü ( Çuval yok, tahta yok)
2. Besleme kabı ( Ekstra bir aparata ihtiyaç yok, üzeri delinmiş bir kontra yada çuvala)
3. Nem giderici BİNGOOOO.
Maye kovanların her bir parçası mühendislik harikası doğruya doğru. Fakat bu yazıda bizi nem giderici özelliği ilgilendiriyor.
Maye besleme kabının çevresinde delikler bulunuyor. Bu delikler arılar tarafından propolisle kapanıyor. İstediği yerlerde delikleri kapatmıyor ve kış boyunca açık bırakıyor. Böylece arılar kovan içerinde biyolojik yaşamları için gerekli olan oksijeni içeri alırken zararlı bir takım gazları karbondioksit gibi öldürücü ve solunum sonucu açığa çıkan zararlı gazları bu deliklerden dışarı atarak gayet sağlıklı yaşayabilmektedirler. Yurdumuzun en nemli bölgelerinden biri olan Rize anzer yaylasında bu kovanların denenmesi neticesinde kovan içerisinde diğer kovanlarda ortaya çıkan nemin arılara vermiş olduğu zarar görülmemiş ve Rizeli arıcılar tarafından çok rağbet edilir bir hal aldı.
Bu yıl çuval ve kontrplak kullandığım tüm kovanlarım içerisine nem emsin diye koyduğum gazetelerin ıslanmasını bırakın çerçevelerde nem neticesinde oluşmuş olan küfler görüldü. Lakin maye besleme kabı ile kışlayan kovanlarda nemden eser yok idi. Bununla da kalmamakta. Maye besleme kabı ile kışlayan arılar uygun havalanma koşulları sağlandığından daha az bal tüketmekte ve arılar nem ve zararlı gazlara maruz kalmadıkları için daha uzun yaşamaktadırlar. Gelişmesi geri kalan kovanların nem giderilmeyen ve havalanmanın sağlanmadığı kovanlar olduğunu savunabiliriz.
Havalanmanın sağlıklı olmadığı kolonilerde ne gelişme söz konusu olabilir. Ne de arı ürünlerinin verimli bir şekilde üretilebilmesinden bahsedilebilir.
Olmadık besleme kaplarına verilen olmadık paraların yanında yarım kovanı kaplayanlara verilecek olan 6 tl yada tamamen kovanı kaplayan tam besleme kabına verilecek olan 12 tl kışın sigortası gibi görev yapacaksa ve verim artıracaksa neden kullanılmasın.
REKLAM,
Evet reklam, böylesi önemli özellikleri üzerinde toplayan arılarımıza ve arıcılarımıza faydalı bir model olarak dizayn edilmiş, Türk yapımı bu ürünü tanıtmak ve ilgilenenlere yardımcı olmak bana keyif veriyor. Böylece veriminizin artmasına yardımcı olabileceğimi düşünmek da cabası.
Arıcılık yapan kişi ister hobici ister profesyonel amaç aynı. Arı ürünlerini üretmek. Tüm arıcılara verimlerini artıracakları bu besleme kabı, örtü tahtası ve nem giderici olarak görev yapan bu ürünü kullanmalarını tavsiye ediyorum.
Fabrika satış fiyatına temin edebileceğiniz adres
Esenler otogarı Doğu alt çarşısı B 92 Esenler – İSTANBUL Tel 0 212 658 38 80
SEZER Arıcılık
Maye Ürünleri İstanbul Bayisi.
10 Mart 2009 Salı
ARICILARA HİZMET MASKEDE SÜPER İNDİRİM MASKE FİYATI 10 TL
Büyük ilgi gören indirimli körük satışı ardından sıra maskede.Arıcılarımıza malzeme temininde uygun fiyat ve kaliteli ürünler ile yardımcı olmayı kendine görev sayan firmamız maskede süper indirim yapmıştır.
Birinci kalite süper maske indirimli 10 TL olarak satışa sunulmuştur.
SEZER ARICILIK
Büyük İstanbul Otogarı
Doğu Alt çarşısı B92
Esenler -İstanbul
0 212 658 38 80
9 Mart 2009 Pazartesi
KÖRÜKTE SÜPER FİYAT
3 Mart 2009 Salı
ARI BESLEMESİNDE UYGUN ŞEKER ŞURUBU
Doğru invert ile yanlış invertin arılarımıza verdiği etkiler her nedense bir türlü anlayamadığım garip davranışlarla arıcılarımıza sürekli yanlış aktarılmaya çalışılmış idi.
İsmail beyin yaptığı çalışmayı bloğundan alarak okurlarımla paylaşmak istedim. Kendisine sizin nezdinizde yapmış olduğu araştırmadan dolayı teşekkürlerimi sunarım. Hepimizin imrenerek izlediği Almanyadan bir enstitünün hazırladığı arıcılık filmlerinin yayınlandığı sitenin de etkin rol aldığı arıcılık enstitüsünün çalışması olarak karşımıza çıkması da ayrı bir güvenilir durum olsa gerek.
Çalışmalarınızda başarılar dilerken başımızın tatlı belası arılarımıza iyi bakmanızı temenni ederim.
Hepinizin kalbinden ne geçiyorsa yüce yaratan size binlerce katını versin.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
21 Şubat 2009 Cumartesi
Arı Beslemesine uygun şeker şurubu ve kek hazırlanışı
Arı Beslemesine uygun şeker şurubu ve kek hazırlanışıBieneninstitut CelleDr Werner Ohe, Prof Dr H. Jost Dustmann veNiedersächsisches Landesinstitut für Bienenkunde Aşağı Saksonya Enstitüsü BienenkundeHerzogin-Eleonore-Allee 5 • 29221 Celle Düşes Eleonore-Allee 5 • 29221 CelleBizim buralarda arılardan alınan balın yerine yada arıların yeterince bal yapamaması durumunda arı kolonilerinin kışı geçirmesi için şeker karışımları verilir.Eskiden arıcılar esasen bildiğimiz şekerden üretilmiş su ve bal ilavesi ile hazırlanan kek ve şurup kullanmakta idiler.Son birkaç yıldır arıcılar firmalar tarafından hazır olarak satılmakta olan arı yemleri kullanmaktadır.İki önemli şeker üreticisi biri kuzeyde diğeri güneyde olmak üzere arılar için hazırlanmış hazıryem (surup ve kek) üretmektedir.Avrupanın diğer bölgelerinde üretilmekte olan bazı arı yemleri bizim(Bienen Institute Celle) arılar için öngördüğümüz gerekli kaliteyi sağlamamaktadır.Çoğunda glikoz ve HMF oranı gereğinden yüksek.Bizim bölgemizde yapılan uygulama genellikle arıcılar balın belli miktarını alıp yerine kış beslemesi yaparlar.Kış mevsimi çok uzun da olabilir 95/96 ve 96/97 yıllarında olduğu gibi.Bu durumda yüksek miktarda glikoz ve glikoz yapıtaşlarından (maltoz) oluşan şeker şurubunun kışın kristalize olma tehlikesi mevcuttur, bu ise arılar tarafından tüketilememesi demektir.Ayrıca meşrubat sektörü için üretilen şurupta arılar için uygun değildir buradaki fruktoz sakarozun asit ile invertaz edilmesi sonucu elde edilmektedir.Burada asit hidrolizi sonucu yüksek miktara HMF oluşmaktadır.Depolama esnasında HMF miktarı daha da artmaktadır.Bazı yerlerde bu tür ürünlerin kullanılması sonucu bazı ölümler gerçekleşmiştir.Bir yerde ise Almanya dğil yüzlerce arı kolonisi sönmüştür.Bazı durumlarda ise içeriği belli olmayan ürünler arıcılara ücretsiz olarak verilmektedir.Arıcılardan bize sıklıkla gelen sorulara istinaden enstitü olarak tavsiyemiz:Arı yemi(şurubu) için temel şartlar (Bieneninstitute Celle)Uygun olan şekerler sakaroz (çay şekeri) , glikoz ve fruktoz dur.Bunların haricindeki şekerler mümkünse arı yeminde hiç olmasın yada çok çok az katılsın .Glikoz miktarı çok yüksek olmamalı yoksa petek içinde kristalize olma ve arılar tarafından kullanılamama tehlikesi mevcut.Bu yüzden kanola balı kışın kristalize olduğundan kış yemi olarak uygun değildir.Maltoz ve benzeri şekerlerden enzim kullanılarak glikoz oranı yemleme sonrası artırılarak üretilen ürünler henüz bu konuda yeterli çalışma bulunmadığından tercih edilmemektedir.HMF oranı 20 ppm den daha az olmalıdır .HMF arılar için zehirlidir.(Jachimowicz ve El Sherbiny Invert şekerin arı yemi olarak kullanılması ,Apidologie 1975 ,121-143).LD değeri 150 mg/kg HMF nin civarındadır, bu ürünle beslenen arılarda genç arıların (0-3 günlük) %50 si 20 günü doldurduğunda ölmektedir.HMF fruktozun ısı ve asit ile etkileşiminden oluşmaktadır.Diğer yöntemlern yanında fruktoz şeker endüstrisinde sakarozun asit ile inversiyonu sonucu elde edilmektedir.Mineral madde oranları mümkün olduğu kadar az olmalıdır ,şurubun sindirimi arılar tarafından kolay olması için.Su oranı yüksek olmamalı yoksa şurup bozulabilir.Şurup nötr olmalı hafif asidik olabilir (pH 4-7)Şeker ŞurubuEylül ayından itibaren kış yemlemesi olarak sıvı şeker şurubu kullanmak gereklidir.Kek bu ayda arılar için güç zayiatına neden olacaktır.Aynı zamanda açlık durumu içinde sıvı şurub tavsiye edilmektedir.Arıcılar şeker şurubunu çayşekeri ve sudan 1:1 oranında yapmalıdır.3:2 de olabilir .3:2 oran ile oluşturulan şekerşurubu %60 lık şeker ihtiva emektedir ve arılar tarafından çok iyi kabul görmektedir.Herşeye karşın bu karışım çamurmantarı? oluşumuna fırsat vermemek için hızlı bir şekilde arılara tükettirilmelidir.Arıcılık literatürlerinde asit ile ısıtılarak oluşturulan şeker-su karışımı şuruplar tavsiye edilmektedir buradaki amaç sakarozun arılar tarafından sindirimi daha kolay olan glikoz ve fruktoza invert etmektir.Isıtmak vede asit katma ile şeker-su şurubundaki HMF oranı yükseltilmektedir bu ise arılar için zehirlidir.Burada asitten tamamen kaçınılmalıdır su ise el değecek kadar ısıtılmalıdır.Glikoz ,fruktoz ve sakarozdan oluşan şurup karışımı arılar tarafından sadece sakarozdan oluşan şurup karışımından daha iyi tüketilmektedir.Oluşturulan karışımlarda su oranı %27,5 indirgenebilirse bu çok daha iyi olur arılar daha iyi tüketir.Glikoz da içeren karışımlardan şurup yapımında glikoz oranı çok yüksek olmamalı yoksa burada kristalize olma tehlikesi oluşur kış şartlarında arıların su bulması ve kristalize olan balı tüketmesi zor ayrıyeten fazladan güç harcama demek bu durumda peteklerinde kristalize bal olduğu halde sönen yüzlerce kovan olmuştur.Arı KekiArı kekinden kısaca bahsedeceğiz .Ağustos ortasına kadar olan erken yemleme de kullanılmalıdır.Ana madde pudra şekeri ve su %10 öyleki kek hızlı şekilde sertleşsin.Keki daha yumuşak tutmak için arıcılar pratikte keke bal katarlar.Piyasada satılan kekler sakaroz ve %10 sudan yapılmaktadır.Bazıları Invertin enzimi katmakta keke üst kısmının yumuşak kalması için .Kek tamamen sertleşmemesi lazım arılar tüketene kadar yoksa arılar zor tüketir belli zaman sonra hiç tüketemez.Bu yüzden kekin bir yüzeyi plastik ile örtülür,arılar yoğun bir şekilde keke ulaşabilmeli.Arıcılara şunu bastıra bastıra iletmek isteriz ki tanımadıkları ürünleri kullanırken muhakkak ürün içeriğini açıklayıcı bilgileri içeren belgeleri talep etsinlerki ürünün içeriğinin arıya zarar verip vermeyeceğini arı yemi olarak kullanılabilirliğini görsünler.çevirinin orjinali:http://cdl.niedersachsen.de/blob/images/C2995063_L20.pdf
Gönderen Kenbiloğlu zaman: 23:41
İsmail beyin yaptığı çalışmayı bloğundan alarak okurlarımla paylaşmak istedim. Kendisine sizin nezdinizde yapmış olduğu araştırmadan dolayı teşekkürlerimi sunarım. Hepimizin imrenerek izlediği Almanyadan bir enstitünün hazırladığı arıcılık filmlerinin yayınlandığı sitenin de etkin rol aldığı arıcılık enstitüsünün çalışması olarak karşımıza çıkması da ayrı bir güvenilir durum olsa gerek.
Çalışmalarınızda başarılar dilerken başımızın tatlı belası arılarımıza iyi bakmanızı temenni ederim.
Hepinizin kalbinden ne geçiyorsa yüce yaratan size binlerce katını versin.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
21 Şubat 2009 Cumartesi
Arı Beslemesine uygun şeker şurubu ve kek hazırlanışı
Arı Beslemesine uygun şeker şurubu ve kek hazırlanışıBieneninstitut CelleDr Werner Ohe, Prof Dr H. Jost Dustmann veNiedersächsisches Landesinstitut für Bienenkunde Aşağı Saksonya Enstitüsü BienenkundeHerzogin-Eleonore-Allee 5 • 29221 Celle Düşes Eleonore-Allee 5 • 29221 CelleBizim buralarda arılardan alınan balın yerine yada arıların yeterince bal yapamaması durumunda arı kolonilerinin kışı geçirmesi için şeker karışımları verilir.Eskiden arıcılar esasen bildiğimiz şekerden üretilmiş su ve bal ilavesi ile hazırlanan kek ve şurup kullanmakta idiler.Son birkaç yıldır arıcılar firmalar tarafından hazır olarak satılmakta olan arı yemleri kullanmaktadır.İki önemli şeker üreticisi biri kuzeyde diğeri güneyde olmak üzere arılar için hazırlanmış hazıryem (surup ve kek) üretmektedir.Avrupanın diğer bölgelerinde üretilmekte olan bazı arı yemleri bizim(Bienen Institute Celle) arılar için öngördüğümüz gerekli kaliteyi sağlamamaktadır.Çoğunda glikoz ve HMF oranı gereğinden yüksek.Bizim bölgemizde yapılan uygulama genellikle arıcılar balın belli miktarını alıp yerine kış beslemesi yaparlar.Kış mevsimi çok uzun da olabilir 95/96 ve 96/97 yıllarında olduğu gibi.Bu durumda yüksek miktarda glikoz ve glikoz yapıtaşlarından (maltoz) oluşan şeker şurubunun kışın kristalize olma tehlikesi mevcuttur, bu ise arılar tarafından tüketilememesi demektir.Ayrıca meşrubat sektörü için üretilen şurupta arılar için uygun değildir buradaki fruktoz sakarozun asit ile invertaz edilmesi sonucu elde edilmektedir.Burada asit hidrolizi sonucu yüksek miktara HMF oluşmaktadır.Depolama esnasında HMF miktarı daha da artmaktadır.Bazı yerlerde bu tür ürünlerin kullanılması sonucu bazı ölümler gerçekleşmiştir.Bir yerde ise Almanya dğil yüzlerce arı kolonisi sönmüştür.Bazı durumlarda ise içeriği belli olmayan ürünler arıcılara ücretsiz olarak verilmektedir.Arıcılardan bize sıklıkla gelen sorulara istinaden enstitü olarak tavsiyemiz:Arı yemi(şurubu) için temel şartlar (Bieneninstitute Celle)Uygun olan şekerler sakaroz (çay şekeri) , glikoz ve fruktoz dur.Bunların haricindeki şekerler mümkünse arı yeminde hiç olmasın yada çok çok az katılsın .Glikoz miktarı çok yüksek olmamalı yoksa petek içinde kristalize olma ve arılar tarafından kullanılamama tehlikesi mevcut.Bu yüzden kanola balı kışın kristalize olduğundan kış yemi olarak uygun değildir.Maltoz ve benzeri şekerlerden enzim kullanılarak glikoz oranı yemleme sonrası artırılarak üretilen ürünler henüz bu konuda yeterli çalışma bulunmadığından tercih edilmemektedir.HMF oranı 20 ppm den daha az olmalıdır .HMF arılar için zehirlidir.(Jachimowicz ve El Sherbiny Invert şekerin arı yemi olarak kullanılması ,Apidologie 1975 ,121-143).LD değeri 150 mg/kg HMF nin civarındadır, bu ürünle beslenen arılarda genç arıların (0-3 günlük) %50 si 20 günü doldurduğunda ölmektedir.HMF fruktozun ısı ve asit ile etkileşiminden oluşmaktadır.Diğer yöntemlern yanında fruktoz şeker endüstrisinde sakarozun asit ile inversiyonu sonucu elde edilmektedir.Mineral madde oranları mümkün olduğu kadar az olmalıdır ,şurubun sindirimi arılar tarafından kolay olması için.Su oranı yüksek olmamalı yoksa şurup bozulabilir.Şurup nötr olmalı hafif asidik olabilir (pH 4-7)Şeker ŞurubuEylül ayından itibaren kış yemlemesi olarak sıvı şeker şurubu kullanmak gereklidir.Kek bu ayda arılar için güç zayiatına neden olacaktır.Aynı zamanda açlık durumu içinde sıvı şurub tavsiye edilmektedir.Arıcılar şeker şurubunu çayşekeri ve sudan 1:1 oranında yapmalıdır.3:2 de olabilir .3:2 oran ile oluşturulan şekerşurubu %60 lık şeker ihtiva emektedir ve arılar tarafından çok iyi kabul görmektedir.Herşeye karşın bu karışım çamurmantarı? oluşumuna fırsat vermemek için hızlı bir şekilde arılara tükettirilmelidir.Arıcılık literatürlerinde asit ile ısıtılarak oluşturulan şeker-su karışımı şuruplar tavsiye edilmektedir buradaki amaç sakarozun arılar tarafından sindirimi daha kolay olan glikoz ve fruktoza invert etmektir.Isıtmak vede asit katma ile şeker-su şurubundaki HMF oranı yükseltilmektedir bu ise arılar için zehirlidir.Burada asitten tamamen kaçınılmalıdır su ise el değecek kadar ısıtılmalıdır.Glikoz ,fruktoz ve sakarozdan oluşan şurup karışımı arılar tarafından sadece sakarozdan oluşan şurup karışımından daha iyi tüketilmektedir.Oluşturulan karışımlarda su oranı %27,5 indirgenebilirse bu çok daha iyi olur arılar daha iyi tüketir.Glikoz da içeren karışımlardan şurup yapımında glikoz oranı çok yüksek olmamalı yoksa burada kristalize olma tehlikesi oluşur kış şartlarında arıların su bulması ve kristalize olan balı tüketmesi zor ayrıyeten fazladan güç harcama demek bu durumda peteklerinde kristalize bal olduğu halde sönen yüzlerce kovan olmuştur.Arı KekiArı kekinden kısaca bahsedeceğiz .Ağustos ortasına kadar olan erken yemleme de kullanılmalıdır.Ana madde pudra şekeri ve su %10 öyleki kek hızlı şekilde sertleşsin.Keki daha yumuşak tutmak için arıcılar pratikte keke bal katarlar.Piyasada satılan kekler sakaroz ve %10 sudan yapılmaktadır.Bazıları Invertin enzimi katmakta keke üst kısmının yumuşak kalması için .Kek tamamen sertleşmemesi lazım arılar tüketene kadar yoksa arılar zor tüketir belli zaman sonra hiç tüketemez.Bu yüzden kekin bir yüzeyi plastik ile örtülür,arılar yoğun bir şekilde keke ulaşabilmeli.Arıcılara şunu bastıra bastıra iletmek isteriz ki tanımadıkları ürünleri kullanırken muhakkak ürün içeriğini açıklayıcı bilgileri içeren belgeleri talep etsinlerki ürünün içeriğinin arıya zarar verip vermeyeceğini arı yemi olarak kullanılabilirliğini görsünler.çevirinin orjinali:http://cdl.niedersachsen.de/blob/images/C2995063_L20.pdf
Gönderen Kenbiloğlu zaman: 23:41
2 Mart 2009 Pazartesi
Muhterem Arıcılara Selamlar,
1993 senesinden beri 16 yıllık arıcılık serüvenimde ilk günden bu yana temel hedef olarak bal üretimini seçmiş idim. Bununla birlikte geçen süre içerisinde arıcılık faaliyetlerini yürütürken sektörün diğer konuları ilede ilgilenmek zorunluluğu ister istemez gerçekleşti.
Domruk alarak kereste biçtirmek, bir iki yıl sonra çarpılmamaları için onları istiflemek ve kurutmak ardından ruşet, kovan, ana arı yetiştirme kutuları hazırlama hatta şerbetliklerin ağaç olanlarını hazırlamak. Bu çalışmalar devam ederken ana arıların yetiştirilmesi teknikleri, bölme teknikleri, ana kabul ettirme yöntemleri vsvsvsvs.
Tüm bu çalışmalar yapılıyor iken gözlemler yapmak, not tutmak ve gelişmelere müsait olmak bir arıcının başarısını ortaya koyacak önemli faktörler.
Bir çok önemli nokta istisna olan bazı internet sitelerinde üzerine bastıra bastıra defalarca yazılıyor. Temel hedefimiz az girdi , çok çıktı oluşturmak. Bu çalışmalar yapılıyorken bir atasözü varmış ingilizlerin şöyle diyorlarmış ben ucuz mal alacak kadar zengin değilim.
1 Mart 2009 Pazar
MUĞLA KEK
28 Şubat 2009 Cumartesi
EINSTEIN UYARMIŞTI
Arılar yok olunca kıyamet kopar mı
ABD başta olmak üzere dünya genelinde onlarca ülkede, bal arıları gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Arıların ekolojik denge ve insan yaşamı için hayati öneme sahip olduğunu açıklayan uzmanlar ise “Arıların neden öldüğünü tespit edemezsek sonumuz gelebilir” uyarısını yapıyor. ABD’de bahar mevsiminin gelişiyle birlikte 2.5 milyon kovanın 600 bini aniden boşaldı. Türkiye’de ise arı nüfusunun yüzde 30 oranında azaldığı belirtilirken, Hırvatistan’da 5 milyon arı 48 saat içinde öldü. İspanya’da arı kolonileri ortadan kayboldu. Polonya’da arı nüfusu yüzde 60 azalırken son 1 hafta içinde Alaska, Kanada, Avustralya, Yunanistan, İsviçre, İtalya, Almanya ve Portekiz’de de bal arılarının gizemli bir şekilde kaybolduğu bildirildi. Küresel ısınma mı? Arıların gizemli bir şekilde topluca ölmesi akla ilk olarak küresel ısınmayı getirdi. Pensilvanya Üniversitesi’nden Dr. Max Watkins, “Kurak ve ılık geçen kış ayları, arıların biyolojik dengesini bozdu. Bu durum arıların koloni düzeninin aniden parçalanmasına yol açmış olabilir. Bir koloni dağıldığında arılar kovandan uzaklaşır ve başıboş şekilde uçar. Ardından can verir” dedi. Ancak sadece arıları etkileyen küresel bir veya böcek ilaçlarının da toplu ölümlere yol açmış olabileceği belirtiliyor. Örneğin, “Gaucho” adlı böcek ilacının, arıların yön bulma yeteneklerini etkileyip ölmelerine yol açtığı öne sürülüyor. ABD Kongresi’nde arıların ölüm nedenini ortaya çıkarmak için özel bir komisyon kuruldu. Doktor Dennis van Engelsdorp “Ölüm nedenlerini bir an önce bulmalıyız. Bir hastalık veya koloni parçalanması sözkonusuyla bir çözüm geliştirebiliriz. Fakat küresel çevre kirliliği veya ısınma yüzünden can veriyorlarsa yapacak şey yok” dedi.
EINSTEIN UYARMIŞTI
“Bal arıları yok olduktan 4 yıl sonra insanlık biter” Dünyanın en ünlü bilimadamlarından Albert Einstein, arıların insan için hayati öneme sahip olduğunu açıklamıştı. Yaşamış en zeki insanlardan biri olarak gösterilen Einstein, “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz” demişti. 130 bin bitkinin üremesini sağlar Wurzburg Üniversitesi’nin arı uzmanı Profesör Joergen Tautz, Einstein’ın uyarısını şöyle yorumladı: “Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri arıların ayaklarına yapışır. Arılar 130 bin farklı bitki türüne konarak üremesini sağlar. Bunlar arasında kabak, kavun, çilek ve tüm meyveler var. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde 1 milyon çiceğin döller. İşte bu sona ererse bitkiler yok olur. Önce bitkiyle beslenen hayvanlar, daha sonra da insanlar ölür.”
ABD başta olmak üzere dünya genelinde onlarca ülkede, bal arıları gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Arıların ekolojik denge ve insan yaşamı için hayati öneme sahip olduğunu açıklayan uzmanlar ise “Arıların neden öldüğünü tespit edemezsek sonumuz gelebilir” uyarısını yapıyor. ABD’de bahar mevsiminin gelişiyle birlikte 2.5 milyon kovanın 600 bini aniden boşaldı. Türkiye’de ise arı nüfusunun yüzde 30 oranında azaldığı belirtilirken, Hırvatistan’da 5 milyon arı 48 saat içinde öldü. İspanya’da arı kolonileri ortadan kayboldu. Polonya’da arı nüfusu yüzde 60 azalırken son 1 hafta içinde Alaska, Kanada, Avustralya, Yunanistan, İsviçre, İtalya, Almanya ve Portekiz’de de bal arılarının gizemli bir şekilde kaybolduğu bildirildi. Küresel ısınma mı? Arıların gizemli bir şekilde topluca ölmesi akla ilk olarak küresel ısınmayı getirdi. Pensilvanya Üniversitesi’nden Dr. Max Watkins, “Kurak ve ılık geçen kış ayları, arıların biyolojik dengesini bozdu. Bu durum arıların koloni düzeninin aniden parçalanmasına yol açmış olabilir. Bir koloni dağıldığında arılar kovandan uzaklaşır ve başıboş şekilde uçar. Ardından can verir” dedi. Ancak sadece arıları etkileyen küresel bir veya böcek ilaçlarının da toplu ölümlere yol açmış olabileceği belirtiliyor. Örneğin, “Gaucho” adlı böcek ilacının, arıların yön bulma yeteneklerini etkileyip ölmelerine yol açtığı öne sürülüyor. ABD Kongresi’nde arıların ölüm nedenini ortaya çıkarmak için özel bir komisyon kuruldu. Doktor Dennis van Engelsdorp “Ölüm nedenlerini bir an önce bulmalıyız. Bir hastalık veya koloni parçalanması sözkonusuyla bir çözüm geliştirebiliriz. Fakat küresel çevre kirliliği veya ısınma yüzünden can veriyorlarsa yapacak şey yok” dedi.
EINSTEIN UYARMIŞTI
“Bal arıları yok olduktan 4 yıl sonra insanlık biter” Dünyanın en ünlü bilimadamlarından Albert Einstein, arıların insan için hayati öneme sahip olduğunu açıklamıştı. Yaşamış en zeki insanlardan biri olarak gösterilen Einstein, “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz” demişti. 130 bin bitkinin üremesini sağlar Wurzburg Üniversitesi’nin arı uzmanı Profesör Joergen Tautz, Einstein’ın uyarısını şöyle yorumladı: “Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri arıların ayaklarına yapışır. Arılar 130 bin farklı bitki türüne konarak üremesini sağlar. Bunlar arasında kabak, kavun, çilek ve tüm meyveler var. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde 1 milyon çiceğin döller. İşte bu sona ererse bitkiler yok olur. Önce bitkiyle beslenen hayvanlar, daha sonra da insanlar ölür.”
25 Şubat 2009 Çarşamba
ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI
Ayrıntıları ve fiyatlarla ilgili indirim bilgilerini www.sezerpetek.com sitesinden alabilirsiniz.







ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI
İlkbaharda özellikle kolonilerde kovan içerisinde peteklerde küflenme olduğu ile ilgili sorunlar zaman zaman karşımıza gelmektedir.
Koloninin kışa nasıl hazırlandığı sorulduğunda tüm çalışmalar ile birlikte birde üşümesinler diye sıkı sıkıya sarıldığından bahsedilir. Bu sarıp sarmalama işi ile bir anlamda karbondioksit ve nem oluşmasını daha küçük bir alanda yoğunlaştırmakta ve arıları kendi elimiz ile adeta ölüme terk etmekteyiz. Doğal yaşamlarında ise arılar oluşan nem ve karbondioksit gibi unsurları yok etmekte zorlanmamaktadırlar ve sağlıklı bir kış geçirmektedirler. Bizler arıların yaşam biyolojisini çok iyi bilmeden yaptığımız müdahaleler ile arıların yaşama bağlılıklarının neticesinde çalışmalarımızı sürdürebilmekteyiz. Bu anlamda doğal yaşam alanlarındaki arıların yaşam biçimlerini iyi irdelemenizi tavsiye ederim.
Kışın üzeri açılan ve kovan içerisine yağan kardan bile kısmen etkilenen ve yaşamını devam ettirebilme becerisine sahip olan kovanların varlığı, tabanlarında yekpare açık kovanların kışı sağlıklı geçirdikleri, bal tüketimlerinin az fakat zamanı geldiğinde bir atak içerisine girdikleri tecrübeli arıcılarla bilinen ve yaşanan gerçekler.

Bu anlamda yeni çıkan ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI piyasaya sürülmüş durumda. Eski kovanlarını yenilemek isteyen, zamanı geldiğinde bölme yapmak isteyen ve arı sayısını artırmak isteyen birçok kişi kış kayıplarından kurtulmak ve sağlıklı bir gelişim modeli sağlamak için bu tabanlıkları kullanabilirler.
Bal elde edilmesi sırasında arılıklarda bal döneminde çok sıklıkla karşı karşıya geldiğimiz bir önemli olan noktada arıların kovan girişi üzerinde bir topluluk halinde birikmeleridir. Bu durum sanki bir oğulun kovan önünde konumlanmış olduğu hissini verir. Aslında kovan içi havalandırması söz konusu olmadığı için arıların bunalmaları söz konusudur. Havalanma kovan içerisinde cereyan oluşturacak şekilde değil de süzme şeklinde olduğunda arıl
arın çok mutlu bir şekilde çalışmalarını sergiledikleri verimleri ile ortaya çıkmakta. MAYE kovanlarda ortaya çıkan verim artışı bu havalanmanın mükemmel olması, arıların gereksizce daha fazla vantilasyon hareketi yapmak için kendilerini yıpratmamaları, kovanda bunalma sonucu yatmamaları daha fazla sorti ile daha fazla nektar getirme ve havalanmanın mükemmelliğinden dolayı nektarın daha çabuk bala dönüştürülmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI da bu anlamda verimi artırıcı ve arılıklarımızda bulunan eski ilavelerin kovan haline dönüşmesi, tabanları değişecek kolonilerin revüzyonunu sağlamak ve nakliyelerde tabanları çürümüş kovanların yenilenmeleri de bu tabanlar ile sağlanabilir.


Tabanda bulunan polenlik ayrıca polen üretme imkânı sağlamakta ve üretim modeli değişikliği ile kovan önü sıkışıklığı ortadan kalkmakta polen üretiminin çok daha zahmetsiz bir şekilde olmasına imkân vermekte.


Tabanda ayrıca varrova çekmecesi ile mücadele sonunda ne yaptığınızı irdelemeniz sağlanmakta. Varrovaya dayanıklı ırkların tespiti ve arılığınızda yetiştireceğiniz ana arılara damızlık yapacak olan kolonilerinizin bu şekilde tespit edilmesi mümkün olabilecektir.

Taban dizaynı ile ortaya konan havalanma yapısı nakliyelerde olabilecek kayıpları ortadan kaldıracak ve nakliyelerin çok korkusuz bir şekilde yapılması sağlanacaktır.


ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI ile demonte olarak verilebilecek olan ilaveler ve çerçeveler firmamızdan temin edilebilmektedir. Bu şekilde satın alacağınız kovan ekipmanları nakliyelerde yer kaplamamakta ve kendi kovanınızı kendiniz yapabileceksiniz.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
SEZER ARICILIK
www.sezerpetek.com
İlkbaharda özellikle kolonilerde kovan içerisinde peteklerde küflenme olduğu ile ilgili sorunlar zaman zaman karşımıza gelmektedir.
Koloninin kışa nasıl hazırlandığı sorulduğunda tüm çalışmalar ile birlikte birde üşümesinler diye sıkı sıkıya sarıldığından bahsedilir. Bu sarıp sarmalama işi ile bir anlamda karbondioksit ve nem oluşmasını daha küçük bir alanda yoğunlaştırmakta ve arıları kendi elimiz ile adeta ölüme terk etmekteyiz. Doğal yaşamlarında ise arılar oluşan nem ve karbondioksit gibi unsurları yok etmekte zorlanmamaktadırlar ve sağlıklı bir kış geçirmektedirler. Bizler arıların yaşam biyolojisini çok iyi bilmeden yaptığımız müdahaleler ile arıların yaşama bağlılıklarının neticesinde çalışmalarımızı sürdürebilmekteyiz. Bu anlamda doğal yaşam alanlarındaki arıların yaşam biçimlerini iyi irdelemenizi tavsiye ederim.
Kışın üzeri açılan ve kovan içerisine yağan kardan bile kısmen etkilenen ve yaşamını devam ettirebilme becerisine sahip olan kovanların varlığı, tabanlarında yekpare açık kovanların kışı sağlıklı geçirdikleri, bal tüketimlerinin az fakat zamanı geldiğinde bir atak içerisine girdikleri tecrübeli arıcılarla bilinen ve yaşanan gerçekler.
Bu anlamda yeni çıkan ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI piyasaya sürülmüş durumda. Eski kovanlarını yenilemek isteyen, zamanı geldiğinde bölme yapmak isteyen ve arı sayısını artırmak isteyen birçok kişi kış kayıplarından kurtulmak ve sağlıklı bir gelişim modeli sağlamak için bu tabanlıkları kullanabilirler.
Bal elde edilmesi sırasında arılıklarda bal döneminde çok sıklıkla karşı karşıya geldiğimiz bir önemli olan noktada arıların kovan girişi üzerinde bir topluluk halinde birikmeleridir. Bu durum sanki bir oğulun kovan önünde konumlanmış olduğu hissini verir. Aslında kovan içi havalandırması söz konusu olmadığı için arıların bunalmaları söz konusudur. Havalanma kovan içerisinde cereyan oluşturacak şekilde değil de süzme şeklinde olduğunda arıl
ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI da bu anlamda verimi artırıcı ve arılıklarımızda bulunan eski ilavelerin kovan haline dönüşmesi, tabanları değişecek kolonilerin revüzyonunu sağlamak ve nakliyelerde tabanları çürümüş kovanların yenilenmeleri de bu tabanlar ile sağlanabilir.
Tabanda bulunan polenlik ayrıca polen üretme imkânı sağlamakta ve üretim modeli değişikliği ile kovan önü sıkışıklığı ortadan kalkmakta polen üretiminin çok daha zahmetsiz bir şekilde olmasına imkân vermekte.
Tabanda ayrıca varrova çekmecesi ile mücadele sonunda ne yaptığınızı irdelemeniz sağlanmakta. Varrovaya dayanıklı ırkların tespiti ve arılığınızda yetiştireceğiniz ana arılara damızlık yapacak olan kolonilerinizin bu şekilde tespit edilmesi mümkün olabilecektir.
Taban dizaynı ile ortaya konan havalanma yapısı nakliyelerde olabilecek kayıpları ortadan kaldıracak ve nakliyelerin çok korkusuz bir şekilde yapılması sağlanacaktır.
ERGONOMİK AHŞAP KOVAN TABANI ile demonte olarak verilebilecek olan ilaveler ve çerçeveler firmamızdan temin edilebilmektedir. Bu şekilde satın alacağınız kovan ekipmanları nakliyelerde yer kaplamamakta ve kendi kovanınızı kendiniz yapabileceksiniz.
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
SEZER ARICILIK
www.sezerpetek.com
24 Şubat 2009 Salı
İSTANBUL BAL ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ 2009 OLAĞAN MALİ GENEL KURULU BAHÇELİEVLER ABİDİN PAK ÖĞRETMENEVİNDE YAPILDI
Yemekten sonra çekilen toplu fotografımız.


Kursiyerlerimizden Fatma Hanım. İstanbula bir bayan arıcı daha kazandırmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Kurs ile ilgili görüşlerini aktarıyor iken.
Arıcılık yüksek okulu mezunu ve Zir
aat Mühendisi Kadir bey.
Kursiyerlerimizden Tahsin bey. Kursiyerleimize verdiğimiz 10 adet ödülden birisinide Tahsin bey aldı.
Kurs süresince ortaya çıkmış olan dostluklar sertifikaların ve ödüllerin dağıtımı ile birlikte öğlen yemeği ile son buldu.

Emeklilerin ev hanımlarının ve işsizlerin hem meşguliyetlerini verimli bir şekilde artırdığı hemde toplumumuzun sağlıklı beslenmesine katkıda bulunduğu için arıcılık kursumuz taktirle karşılandı.

İstanbul Bal Üreticileri Birliğinin destekleri ile yürütülen ve Bakırköy Halk Eğitimi Müdürlüğünde gerçekleştirilen Arıcılık kursunda başarı gösteren kursiyerlere sertifikaları ve ödülleri kurucu üyeler tarafından verildi. Kurucu üyelerimizden Yakup Sarmusak tarafından ödül ve sertifika verilirken.

Kurucu üyelerimizden Reşat Albayrak. Sezonun en yardımsever arıcısı olarak ödül kazanmaya hak kazandı.

Aslan Barut Kurucu den, kursiyerlerimizden Ahmet beye üyelerimizödülünü ve sertfikasını verirken.

Kursiyerlerimizden Hüseyin beye sertfikası ve ödülü benim tarafımdan verildi.
Bir yıl daha bitti. Sonbaharda yaptığımız yeni sezon çalışmaları başarılı olduğumuzu ortaya koyuyorki arılıklarımızda şu anda bir zayiat görülmemekte. Arıların bir kaç önemli isteğini yerine getirince arı ölümlerinin olmayacağı açıkça ortada. Tüm arıcıların yakında ısınacak olan havalar ile birlikte çalışmalarına hız verecekleri bir döneme giriyoruz. Bu süreci eksiklerini gidererek girmeleri zamanla yarışacak arıcıların rahat çalışmalar yapmasına yardımcı olacaktır. yeni kursiyerlerimizinde bir iki koloni ile sektöre girmeleri ve kendi aileleri ve çevreleri için gerekli olan arı ürünlerini üretmelerini temenni ediyorum.
Sağlıcakla kalın.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
www.sezerpetek.com
Kursiyerlerimizden Fatma Hanım. İstanbula bir bayan arıcı daha kazandırmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Kurs ile ilgili görüşlerini aktarıyor iken.
Arıcılık yüksek okulu mezunu ve Zir
Kursiyerlerimizden Tahsin bey. Kursiyerleimize verdiğimiz 10 adet ödülden birisinide Tahsin bey aldı.
Kurs süresince ortaya çıkmış olan dostluklar sertifikaların ve ödüllerin dağıtımı ile birlikte öğlen yemeği ile son buldu.
Emeklilerin ev hanımlarının ve işsizlerin hem meşguliyetlerini verimli bir şekilde artırdığı hemde toplumumuzun sağlıklı beslenmesine katkıda bulunduğu için arıcılık kursumuz taktirle karşılandı.
İstanbul Bal Üreticileri Birliğinin destekleri ile yürütülen ve Bakırköy Halk Eğitimi Müdürlüğünde gerçekleştirilen Arıcılık kursunda başarı gösteren kursiyerlere sertifikaları ve ödülleri kurucu üyeler tarafından verildi. Kurucu üyelerimizden Yakup Sarmusak tarafından ödül ve sertifika verilirken.
Kurucu üyelerimizden Reşat Albayrak. Sezonun en yardımsever arıcısı olarak ödül kazanmaya hak kazandı.
Aslan Barut Kurucu den, kursiyerlerimizden Ahmet beye üyelerimizödülünü ve sertfikasını verirken.
Kursiyerlerimizden Hüseyin beye sertfikası ve ödülü benim tarafımdan verildi.
Bir yıl daha bitti. Sonbaharda yaptığımız yeni sezon çalışmaları başarılı olduğumuzu ortaya koyuyorki arılıklarımızda şu anda bir zayiat görülmemekte. Arıların bir kaç önemli isteğini yerine getirince arı ölümlerinin olmayacağı açıkça ortada. Tüm arıcıların yakında ısınacak olan havalar ile birlikte çalışmalarına hız verecekleri bir döneme giriyoruz. Bu süreci eksiklerini gidererek girmeleri zamanla yarışacak arıcıların rahat çalışmalar yapmasına yardımcı olacaktır. yeni kursiyerlerimizinde bir iki koloni ile sektöre girmeleri ve kendi aileleri ve çevreleri için gerekli olan arı ürünlerini üretmelerini temenni ediyorum.
Sağlıcakla kalın.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
www.sezerpetek.com
Etiketler:
arıcılık kursları,
etkinlikler.,
genel kurul
22 Şubat 2009 Pazar
9 Şubat 2009 Pazartesi
ARICILARIMIZIN KALKINMASI VE VERİMLERİNİN ARTMASI DOĞRU BİLGİLER İLE OLACAKTIR.
Arıcılarımızın kalkınması ve verim artışı ancak doğru bilgiler ile olacaktır. İnvert şeker konusunu irdeleyen, okuduğunu sentez eden ve bizlerle paylaşan Murat Çakır beye teşekkürlerim sunuyorum. Yazısını sizler ile paylaşmak istiyorum.
Sanal Arıcılık dünyasındaki İnvert Şurup tartışması malesef meşhur hikaye olan "Körün Fili Tarifine" benzedi. Herkes, körün fili hangi organından tuttuysa o şekilde tarifine benzer şekilde, invert hakkında görüş belirtiyor.Bir de tartışma tamamen kişiselleştirildi, bel altı vuruşlarla maksadını aşan noktalara getirildi. Bu sebeple insanlar, cepheleşmelere taraf olma korkusuyla, görüş beyan etmekten çekinir oldular. İlkönce bu psikolonin aşılıp, konunun enine boyuna bütün yönleriyle tartışılması gerekiyor. İnternet bunun için var.Ben bu yazıda sap ile saman kısmını birbirinden ayırarak, tartışılması gereken şeyleri ayrı ayrı kendi zeminine oturtmaya çalışacağım.İnvert şekerler arı beslemesinde avantajlı mıdır, avantajsız mıdır tartışması ile, sakkarozu 117 dereceye kadar ısıtarak asitlerle invert hale getirmek doğru bir yöntem mi tartışması birbirine karıştırılıyor. İlk önce ikisini birbirinden ayıralım.Yönteme itiraz edenler, invert şekere itiraz etmiş gibi değerlendirilerek cevaplar buna göre veriliyor. Yurtdışından örnek olarak, bu yöntemle ilgisi bulunmayan hazır üretim şuruplar kanıt olarak gösteriliyor.Mısır, Arpa nişastasından invert edilerek üretilen, içinde maltoz vs şekerler bulunan şuruplarla, sakkarozdan yüksek ısıda asitle üretilen invert şuruplar arasında hiçbir mantıksal bağ yok, bu iki şurubu birbirinden ayıralım.İNVERT ŞEKER ARICILIKTA YENİ BİR GELİŞME Mİ?Batı arıcılığı ile aramızdaki en önemli farklardan birisi, kuluçkalığın sıfır süzüm yapılarak, arının kışa tamamen doğal olmayan gıdalarla sokulması. Ki bu tür beslemenin ne kadar doğru olduğu konusu oralarda da hala tartışılıyor, bir miktar doğal bal bırakılması gerek diyenler de var.Bu açıdan, arıya ne verilirse bal yerine geçebilir tartışması buralarda yıllardan beri yapılıyor. Ayrıca arı yemi sektörü de büyük bir sanayi ve pazar haline gelmiş durumda. Doğal olarak bu sektörün sakkaroza karşı invert şekerler kullanılması gerektiğiyle ilgili savunduğu bir takım tezler var. Bazı arkadaşlar invert şeker olayını yeni bir gelişme imiş şeklinde algılasa da, bu tartışmaların geçmişi çok uzun yıllar öncesine kadar gidiyor. Aşağıda ismini vereceğim Almancadan çeviri olan bir arıcılık kitabının 58 inci sayfasında "Güney Württemburg bölgesinde 1978 yılının ilkbaharında bu tip bir yem ile (Apireve) beslenen kolonilerde kayıplar bildirilmiştir." ifadesi var. Nizamettin Kayral'ın meşhur Yeni Teknik Arıcılık kitabında limon tuzu ile hazırlanan Candy şeker tarifini, 1970 li yıllardan beri her okuyan arkadaşımız muhakkak denemiştir. Keza, yine ilk basımı 1970 li yıllara dayanan Kemalettin Şenocak Modern Arıcılık kitabında da, arılara glikoz vermeyin tavsiyesi var.Yani sakkaroz dışındaki gıdalarla arı beslemesi konusu çok uzun yıllardır tartışılan uygulamalar, son dönemde ortaya çıkmış yeni arıcılık gelişmeleri değil.Bektaşi, camiden çıkan imamın enseye kuvvetli bir tokat indiriyor, "şerefsizler diyor Hz. Hüseyini niye şehit ettiniz." İmam darbenin tesiriyle afallamış bir şekilde, "Ağam diyor, 1400 yıl önce olmuş bir olayda benim ne kabahatim var." Bektaşi "Olsun diyor, ben yeni duydum."Smegal arkadaşımızın alıntı yaptığı yazı, değerli arıcı arkadaşlarımızdan Ali Şekerli abimizin blogunda yer alıyor. Bu yazıyı dikkatlice bir kaç kere okursak kafamıza takılan bir çok sorunun cevabının da aslında yazının içinde olduğunu görüyoruz. SAKKAROZ MU İNVERT Mİ?Arıya sakkaroz mu (kristal şeker) yoksa invert mi verilmeli tartışmasında farklı görüşleri, yukarıdaki ilgili yazıdan da alarak alt alta şöyle sıralayabiliriz.- Bilindiği gibi arılar, sakkaroz şurubunu ya da doğadan toplanan nektarı kursaklarında salgıladıkları invertaz enzimiyle birleştirerek, petek gözlerine invert edilmiş şekilde, yani glikoz ve fruktoza ayırarak koyarlar. Kısacası invert işlemi, arı sütü, balmumu salgılamasında olduğu gibi özellikle genç arıların sürekli yaptığı doğal bir iş.- Yukarıdaki ilgili makalenin Giriş bölümünden sonraki ikinci paragrafında ve benzeri başka görüşlerde, arının bu invert işlemini yaparken, salgıladığı invertaz enzimi yüzünden biyolojik kaynaklarını tükettiği, bunun arıyı yorduğu ve ömrünü kısalttığı söyleniyor.- Aynı makalenin aynı paragrafının sonunda ise farklı bir görüşten bahsediliyor. Araştırmacı Jachimowicz'in görüşünün, arıların invert şekeri de petek gözlerine aktarırken hipo faringeal bezlerinden, sakkarozda yaptığı salgıların aynısını yapacağı şeklinde olduğu söyleniyor. Yani bu görüşe göre, sakkaroz da verilse, invert de verilse arıyı yorma açısından farkeden birşey yok, arı her ikisinde de gerekli olan salgıyı doğal olarak salgılıyor.- Özetle İnvert şurup verilince arılar salgılarını çalıştırmaz, aldığını doğrudan peteğe koyar diyen bir görüşe karşı, hayır invert de verilse arı bu salgılamayı yapar diyen başka bir görüş daha var.- Uludağ arıcılık dergisinin son sayısında yer alan "Standart Dışı Arı Keki Üretimine Bağlı Bal Arılarında Görülen Beslenme Bozuklukları Ve Toplu Ölümler" isimli makalede ise, invert şekerle yapılan aşırı beslemenin, arıların invertaz aktivitesini bozduğu ve bunun arı sağlığında bir takım problemlere yol açtığını söyleyen bir cümle de yer alıyor.ÇAY ŞEKERİ ARILARA ZARARLI MITartışmacıların böyle bir amaçları bulunmasa bile, özellikle arıcılığa yeni başlamış arkadaşların kafasının oldukça karıştığı aşikar. Bazı maksadını aşan yorumlardan dolayı, çay şekeri ile yapılan şerbetin neredeyse arılara zararlı olduğuna inanılmaya başlandı. Bu konu ile ilgili, şerbet arılara zararlı mı şeklinde mailler alıyorum.Şu anda elimde 7 tane Türkçe arıcılık kitabı var. 5 tanesi Türk yazarlara ait, 2 tanesi çeviri. Arı Yetiştiriciliği ve Hastalıkları isimli kitabın orjinal ismi The Beekeeper's Handbook, Cornell Üniversitesi yayınlarından. Yazarları Dr. Diana Sammataro ve Alphonse Avitabile.İkinci çeviri kitap Almancadan. Orjinal ismi Bienen Halten, yazarı Franz Lampeitl.Türk ve yabancı yazarların kitaplarında temel arı beslemesi bölümünde istisnasız hepsindeki bilgi aynı. ARI BESLEMESİNDE SADECE BEYAZ GRANÜL PANCAR YA DA ŞEKER KAMIŞI ŞEKERİ KULLANIN.ŞEKER SU KARIŞIMINI ASLA ISI KAYNAĞI ÜZERİNDE KAYNATMAYIN.Almanya'da arıcılık yapan ve bilgilerini bizimle paylaşan, blogunu severek takip ettiğim sevgili arıcı arkadaşlarımızdan Mehmet Yüksel'in http://mehmetyuksel1.blogspot.com/2008/10/urup-tabelas.html linkindeki Şurup Tabelasını ve altındaki yazıyı incelerseniz, Alman Arıcılar Birliği Dergisinin kaynak olarak gösterildiği yazıda yine, şekerin sıcak suya tencere ocaktan indikten sonra katılması, bu şurubun daha sonra hiçbir şekilde ısıya tabi tutulmaması uyarısı var. Kışlık gıda stoku için, ne kadar suya ne kadar şeker atılması gerektiği konusu Şurup Tabelasında çok güzel oranlarla verilmiş.KAFA KARIŞTIRAN BAŞKA NOKTALARTartışmaların geldiği noktada, insanlar psikolojik olarak bir tercihe zorlanıyor. Ya dedenizin yöntemi olan şeker şurubu verceksiniz, ya da en son gelişme olan invert şeker vereceksiniz. Eskilerde kalmayı kim ister?Üstelik bir de karşınızda kış ortasında 4 çerçeve yavru attıran invert şurup tarifleri varsa.Elimdeki 2 yabancı kitaptan Almancadan çeviri olanında, şeker şurubu oranları kullanılma şekilleri ayrıntılı olarak verildikten sonra, son yıllarda gelişen yem sanayi teknolojisi nedeniyle invert şekerlerin de arı yemi olarak üretilmeye başlandığı ibaresi var. Sakkaroza karşı invertin avantajlarını konu alan bir yaklaşım yok. İngilizceden çeviri olan kitapta ise yine temel arı beslemesi sakkaroz üzerinden anlatıldıktan sonra, bazı arıcıların kullandığı çeşitli tarifler herhangi bir öneri olmadan veriliyor.İlgi çekici olan bir cümle ise kitabın 123 sayfasında yer alıyor. "Bazı arı yetiştiricileri, kristalleşmeden dolayı yıkılmayı önlemek için, şeker ve sıcak su karışımından oluşan bu solüsyona tartar kreması (tartarik asit) ilave ederler. TARTARİK ASİT, ŞEKERLERİ BOZAR (PARÇALAR), ANCAK SON ZAMANLARDA ARILARA KARŞI BİRAZ ZARARLI OLABİLME İLİŞKİSİ NEDENİYLE İLAVE EDİLMESİ TAVSİYE EDİLMEMEKTEDİR.Başka bir kafa karıştırıcı nokta ise Ali Şekerli abimizin yayınladığı çevirideki bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor.Makaleye konu olan araştırmada kullanılan 2 türlü invert şeker yapım yöntemi var. Birincisi BAL İLE INVERT ŞEKER ÜRETİMİ ikincisi MAYA İLE İNVERT ŞEKER ÜRETİMİ.Her iki yöntemde de, invert şeker elde etmek için karışım yüksek ısı derecelerine çıkarılmıyor.Ayrıca aynı makalede "En yüksek kaliteli şurup sakarozun parçalanması için invertaz enziminin kullanımı ile elde edilir." cümlesi de yer alıyor.Yazıyı dikkatlice bir daha okursanız, "Yukarıdaki makale Litvanya tarım enstitüsü arıcılık bölümü tarafından yapilan bir çalışmadır. İngilizce olarak yayınlanmıştır. Tarafımızdan bire bir olarak Türkçeye çevrilmiştir." cümlesinden sonra yazılanlar makaleye dahil değil.Yani sitrik asit, tartarik asit kullanılarak sakkarozu 117 derecede glikoz ve fruktoza invert etme yöntemleri bu çevirinin içinde yer almayan, başka kaynaklardan derlenen yöntemler.Litvanya Tarım Enstitüsünün makalesinde, yapılan invert şurubun HMF düzeyinin kontrolünden sonra arılara verilmesi uyarısı var. Değişik paragraflarda yüksek HMF oranın doğurabileceği sakıncalara dikkat çekilmiş.Peki bu şekilde yüksek ısıya tabi tutularak asitler ile şeker parçalama HMF düzeyini yükseltir mi?Benim şahsi kanaatim yükselteceği yönündeki kanıtlar, yükseltmeyeceği yönündeki kanıtlardan daha fazla. Konu ile ilgili www.katalizor.net sitesindeki online yayınlanan derginin 1. sayısındaki BAL bölümüne bakabilirsiniz.Özetle, ilgili araştırma makalesi ve değişik kaynaklar tarandığında, sakkarozla birlikte invert şekerlerin de arı gıdası olarak kullanılabileceği, invert şeker üretiminde en sağlıklı yöntemin invertaz enzimi ile yapılan olduğu, şekerin ısı kaynağı üzerinde tutulmasının arı sağlığı açısından bir takım riskler içerdiği sonucuna ben şahsen ulaşıyorum.TÜRKİYE'DEKİ ARI BESLEMESİ PROBLEMİBugün ülkemizdeki en temel arı beslemesi problemi sakkaroz mu invert mi tercihi değil, doğru zamanda ve yeteri kadar besleme yapılıp yapılmamasıdır.En doğru arı beslemesi, sonbaharda arının bütün kışlık ihtiyacını stoklayacağı imkanları sağlamak ve ilkbahara kadar bir daha gıda vermek zorunda kalmamaktır.Blogları ve değişik uygulamaları izlediğimizde görüyoruz ki, kışın kek verilmez, şurup verilmez ama asitle yüksek sıcaklıkta üretilmiş invert şurup verilir gibi bir mantık yaygınlık kazanıyor. Arısına sonbaharda yeteri kadar yiyecek bırakmayan, Kasım, Aralık, Ocak aylarında gıdasızlıktan kovanı söndürüp, problemi çözmek için invert şurup verme peşine düşen arıcılar var.Bir besleme hatasını düzeltme iddiası içindeyken, daha ciddi sonuçlar doğurabilecek başka bir besleme hatasına yol açılıyor.İnvert şurubu neredeyse baldan bile daha faydalı, gizemli, olağanüstü, arıcılığın bütün problemlerini çözen, kış ortasında bile 4 çıtaya yavru attıran bir arı yiyeceği olarak algılatacak abartılı yaklaşımların varlığı, Türk arıcılığına yeni efsaneler kazandırmanın ötesinde bir fayda sağlamayacaktır.
SON SÖZ
Yukarıdaki görüşlerin ışığında benim şahsi tercihim, ilave emek gerektiren ve arı sağlığı açısından risk oluşturma ihtimali olan uygulamalara hiç girmemek.Bu konuyu Türkiye'de arıcılık alanında yetkin ve uluslararası çalışmaları da yakından takip eden bir hocamıza attığım maile gelen cevaptan bir paragraf alıntılayarak kapatmak istiyorum."Tamamen invert şekerle arı beslemek sakıncalı. Batıda yapılan keklerde %30 dolayında invert şeker kullanılıyor. Ama tamamen sakkaroz verilmesi tamamen invert şeker verilmesinden daha sağlıklı. Son zamanlarda özellikle arı yemi sanayiinde yer alan firmalar invert şeker konusunda propaganda yaptıkları için insanların kafası karışıyor. Gerekçe olarak da balın bileşimini gösteriyorlar oysa şerbet verildiğinde balın bileşimi değil ölçüt olarak nektarın bileşiminin alınması gerekir çünkü şerbet nektar yerine veriliyor. Ayrıca son zamanlarda arı ölümlerinde bu sektörün de çok önemli bir sorumluluk üstlendiğini de söylemek mümkün."
Sanal Arıcılık dünyasındaki İnvert Şurup tartışması malesef meşhur hikaye olan "Körün Fili Tarifine" benzedi. Herkes, körün fili hangi organından tuttuysa o şekilde tarifine benzer şekilde, invert hakkında görüş belirtiyor.Bir de tartışma tamamen kişiselleştirildi, bel altı vuruşlarla maksadını aşan noktalara getirildi. Bu sebeple insanlar, cepheleşmelere taraf olma korkusuyla, görüş beyan etmekten çekinir oldular. İlkönce bu psikolonin aşılıp, konunun enine boyuna bütün yönleriyle tartışılması gerekiyor. İnternet bunun için var.Ben bu yazıda sap ile saman kısmını birbirinden ayırarak, tartışılması gereken şeyleri ayrı ayrı kendi zeminine oturtmaya çalışacağım.İnvert şekerler arı beslemesinde avantajlı mıdır, avantajsız mıdır tartışması ile, sakkarozu 117 dereceye kadar ısıtarak asitlerle invert hale getirmek doğru bir yöntem mi tartışması birbirine karıştırılıyor. İlk önce ikisini birbirinden ayıralım.Yönteme itiraz edenler, invert şekere itiraz etmiş gibi değerlendirilerek cevaplar buna göre veriliyor. Yurtdışından örnek olarak, bu yöntemle ilgisi bulunmayan hazır üretim şuruplar kanıt olarak gösteriliyor.Mısır, Arpa nişastasından invert edilerek üretilen, içinde maltoz vs şekerler bulunan şuruplarla, sakkarozdan yüksek ısıda asitle üretilen invert şuruplar arasında hiçbir mantıksal bağ yok, bu iki şurubu birbirinden ayıralım.İNVERT ŞEKER ARICILIKTA YENİ BİR GELİŞME Mİ?Batı arıcılığı ile aramızdaki en önemli farklardan birisi, kuluçkalığın sıfır süzüm yapılarak, arının kışa tamamen doğal olmayan gıdalarla sokulması. Ki bu tür beslemenin ne kadar doğru olduğu konusu oralarda da hala tartışılıyor, bir miktar doğal bal bırakılması gerek diyenler de var.Bu açıdan, arıya ne verilirse bal yerine geçebilir tartışması buralarda yıllardan beri yapılıyor. Ayrıca arı yemi sektörü de büyük bir sanayi ve pazar haline gelmiş durumda. Doğal olarak bu sektörün sakkaroza karşı invert şekerler kullanılması gerektiğiyle ilgili savunduğu bir takım tezler var. Bazı arkadaşlar invert şeker olayını yeni bir gelişme imiş şeklinde algılasa da, bu tartışmaların geçmişi çok uzun yıllar öncesine kadar gidiyor. Aşağıda ismini vereceğim Almancadan çeviri olan bir arıcılık kitabının 58 inci sayfasında "Güney Württemburg bölgesinde 1978 yılının ilkbaharında bu tip bir yem ile (Apireve) beslenen kolonilerde kayıplar bildirilmiştir." ifadesi var. Nizamettin Kayral'ın meşhur Yeni Teknik Arıcılık kitabında limon tuzu ile hazırlanan Candy şeker tarifini, 1970 li yıllardan beri her okuyan arkadaşımız muhakkak denemiştir. Keza, yine ilk basımı 1970 li yıllara dayanan Kemalettin Şenocak Modern Arıcılık kitabında da, arılara glikoz vermeyin tavsiyesi var.Yani sakkaroz dışındaki gıdalarla arı beslemesi konusu çok uzun yıllardır tartışılan uygulamalar, son dönemde ortaya çıkmış yeni arıcılık gelişmeleri değil.Bektaşi, camiden çıkan imamın enseye kuvvetli bir tokat indiriyor, "şerefsizler diyor Hz. Hüseyini niye şehit ettiniz." İmam darbenin tesiriyle afallamış bir şekilde, "Ağam diyor, 1400 yıl önce olmuş bir olayda benim ne kabahatim var." Bektaşi "Olsun diyor, ben yeni duydum."Smegal arkadaşımızın alıntı yaptığı yazı, değerli arıcı arkadaşlarımızdan Ali Şekerli abimizin blogunda yer alıyor. Bu yazıyı dikkatlice bir kaç kere okursak kafamıza takılan bir çok sorunun cevabının da aslında yazının içinde olduğunu görüyoruz. SAKKAROZ MU İNVERT Mİ?Arıya sakkaroz mu (kristal şeker) yoksa invert mi verilmeli tartışmasında farklı görüşleri, yukarıdaki ilgili yazıdan da alarak alt alta şöyle sıralayabiliriz.- Bilindiği gibi arılar, sakkaroz şurubunu ya da doğadan toplanan nektarı kursaklarında salgıladıkları invertaz enzimiyle birleştirerek, petek gözlerine invert edilmiş şekilde, yani glikoz ve fruktoza ayırarak koyarlar. Kısacası invert işlemi, arı sütü, balmumu salgılamasında olduğu gibi özellikle genç arıların sürekli yaptığı doğal bir iş.- Yukarıdaki ilgili makalenin Giriş bölümünden sonraki ikinci paragrafında ve benzeri başka görüşlerde, arının bu invert işlemini yaparken, salgıladığı invertaz enzimi yüzünden biyolojik kaynaklarını tükettiği, bunun arıyı yorduğu ve ömrünü kısalttığı söyleniyor.- Aynı makalenin aynı paragrafının sonunda ise farklı bir görüşten bahsediliyor. Araştırmacı Jachimowicz'in görüşünün, arıların invert şekeri de petek gözlerine aktarırken hipo faringeal bezlerinden, sakkarozda yaptığı salgıların aynısını yapacağı şeklinde olduğu söyleniyor. Yani bu görüşe göre, sakkaroz da verilse, invert de verilse arıyı yorma açısından farkeden birşey yok, arı her ikisinde de gerekli olan salgıyı doğal olarak salgılıyor.- Özetle İnvert şurup verilince arılar salgılarını çalıştırmaz, aldığını doğrudan peteğe koyar diyen bir görüşe karşı, hayır invert de verilse arı bu salgılamayı yapar diyen başka bir görüş daha var.- Uludağ arıcılık dergisinin son sayısında yer alan "Standart Dışı Arı Keki Üretimine Bağlı Bal Arılarında Görülen Beslenme Bozuklukları Ve Toplu Ölümler" isimli makalede ise, invert şekerle yapılan aşırı beslemenin, arıların invertaz aktivitesini bozduğu ve bunun arı sağlığında bir takım problemlere yol açtığını söyleyen bir cümle de yer alıyor.ÇAY ŞEKERİ ARILARA ZARARLI MITartışmacıların böyle bir amaçları bulunmasa bile, özellikle arıcılığa yeni başlamış arkadaşların kafasının oldukça karıştığı aşikar. Bazı maksadını aşan yorumlardan dolayı, çay şekeri ile yapılan şerbetin neredeyse arılara zararlı olduğuna inanılmaya başlandı. Bu konu ile ilgili, şerbet arılara zararlı mı şeklinde mailler alıyorum.Şu anda elimde 7 tane Türkçe arıcılık kitabı var. 5 tanesi Türk yazarlara ait, 2 tanesi çeviri. Arı Yetiştiriciliği ve Hastalıkları isimli kitabın orjinal ismi The Beekeeper's Handbook, Cornell Üniversitesi yayınlarından. Yazarları Dr. Diana Sammataro ve Alphonse Avitabile.İkinci çeviri kitap Almancadan. Orjinal ismi Bienen Halten, yazarı Franz Lampeitl.Türk ve yabancı yazarların kitaplarında temel arı beslemesi bölümünde istisnasız hepsindeki bilgi aynı. ARI BESLEMESİNDE SADECE BEYAZ GRANÜL PANCAR YA DA ŞEKER KAMIŞI ŞEKERİ KULLANIN.ŞEKER SU KARIŞIMINI ASLA ISI KAYNAĞI ÜZERİNDE KAYNATMAYIN.Almanya'da arıcılık yapan ve bilgilerini bizimle paylaşan, blogunu severek takip ettiğim sevgili arıcı arkadaşlarımızdan Mehmet Yüksel'in http://mehmetyuksel1.blogspot.com/2008/10/urup-tabelas.html linkindeki Şurup Tabelasını ve altındaki yazıyı incelerseniz, Alman Arıcılar Birliği Dergisinin kaynak olarak gösterildiği yazıda yine, şekerin sıcak suya tencere ocaktan indikten sonra katılması, bu şurubun daha sonra hiçbir şekilde ısıya tabi tutulmaması uyarısı var. Kışlık gıda stoku için, ne kadar suya ne kadar şeker atılması gerektiği konusu Şurup Tabelasında çok güzel oranlarla verilmiş.KAFA KARIŞTIRAN BAŞKA NOKTALARTartışmaların geldiği noktada, insanlar psikolojik olarak bir tercihe zorlanıyor. Ya dedenizin yöntemi olan şeker şurubu verceksiniz, ya da en son gelişme olan invert şeker vereceksiniz. Eskilerde kalmayı kim ister?Üstelik bir de karşınızda kış ortasında 4 çerçeve yavru attıran invert şurup tarifleri varsa.Elimdeki 2 yabancı kitaptan Almancadan çeviri olanında, şeker şurubu oranları kullanılma şekilleri ayrıntılı olarak verildikten sonra, son yıllarda gelişen yem sanayi teknolojisi nedeniyle invert şekerlerin de arı yemi olarak üretilmeye başlandığı ibaresi var. Sakkaroza karşı invertin avantajlarını konu alan bir yaklaşım yok. İngilizceden çeviri olan kitapta ise yine temel arı beslemesi sakkaroz üzerinden anlatıldıktan sonra, bazı arıcıların kullandığı çeşitli tarifler herhangi bir öneri olmadan veriliyor.İlgi çekici olan bir cümle ise kitabın 123 sayfasında yer alıyor. "Bazı arı yetiştiricileri, kristalleşmeden dolayı yıkılmayı önlemek için, şeker ve sıcak su karışımından oluşan bu solüsyona tartar kreması (tartarik asit) ilave ederler. TARTARİK ASİT, ŞEKERLERİ BOZAR (PARÇALAR), ANCAK SON ZAMANLARDA ARILARA KARŞI BİRAZ ZARARLI OLABİLME İLİŞKİSİ NEDENİYLE İLAVE EDİLMESİ TAVSİYE EDİLMEMEKTEDİR.Başka bir kafa karıştırıcı nokta ise Ali Şekerli abimizin yayınladığı çevirideki bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor.Makaleye konu olan araştırmada kullanılan 2 türlü invert şeker yapım yöntemi var. Birincisi BAL İLE INVERT ŞEKER ÜRETİMİ ikincisi MAYA İLE İNVERT ŞEKER ÜRETİMİ.Her iki yöntemde de, invert şeker elde etmek için karışım yüksek ısı derecelerine çıkarılmıyor.Ayrıca aynı makalede "En yüksek kaliteli şurup sakarozun parçalanması için invertaz enziminin kullanımı ile elde edilir." cümlesi de yer alıyor.Yazıyı dikkatlice bir daha okursanız, "Yukarıdaki makale Litvanya tarım enstitüsü arıcılık bölümü tarafından yapilan bir çalışmadır. İngilizce olarak yayınlanmıştır. Tarafımızdan bire bir olarak Türkçeye çevrilmiştir." cümlesinden sonra yazılanlar makaleye dahil değil.Yani sitrik asit, tartarik asit kullanılarak sakkarozu 117 derecede glikoz ve fruktoza invert etme yöntemleri bu çevirinin içinde yer almayan, başka kaynaklardan derlenen yöntemler.Litvanya Tarım Enstitüsünün makalesinde, yapılan invert şurubun HMF düzeyinin kontrolünden sonra arılara verilmesi uyarısı var. Değişik paragraflarda yüksek HMF oranın doğurabileceği sakıncalara dikkat çekilmiş.Peki bu şekilde yüksek ısıya tabi tutularak asitler ile şeker parçalama HMF düzeyini yükseltir mi?Benim şahsi kanaatim yükselteceği yönündeki kanıtlar, yükseltmeyeceği yönündeki kanıtlardan daha fazla. Konu ile ilgili www.katalizor.net sitesindeki online yayınlanan derginin 1. sayısındaki BAL bölümüne bakabilirsiniz.Özetle, ilgili araştırma makalesi ve değişik kaynaklar tarandığında, sakkarozla birlikte invert şekerlerin de arı gıdası olarak kullanılabileceği, invert şeker üretiminde en sağlıklı yöntemin invertaz enzimi ile yapılan olduğu, şekerin ısı kaynağı üzerinde tutulmasının arı sağlığı açısından bir takım riskler içerdiği sonucuna ben şahsen ulaşıyorum.TÜRKİYE'DEKİ ARI BESLEMESİ PROBLEMİBugün ülkemizdeki en temel arı beslemesi problemi sakkaroz mu invert mi tercihi değil, doğru zamanda ve yeteri kadar besleme yapılıp yapılmamasıdır.En doğru arı beslemesi, sonbaharda arının bütün kışlık ihtiyacını stoklayacağı imkanları sağlamak ve ilkbahara kadar bir daha gıda vermek zorunda kalmamaktır.Blogları ve değişik uygulamaları izlediğimizde görüyoruz ki, kışın kek verilmez, şurup verilmez ama asitle yüksek sıcaklıkta üretilmiş invert şurup verilir gibi bir mantık yaygınlık kazanıyor. Arısına sonbaharda yeteri kadar yiyecek bırakmayan, Kasım, Aralık, Ocak aylarında gıdasızlıktan kovanı söndürüp, problemi çözmek için invert şurup verme peşine düşen arıcılar var.Bir besleme hatasını düzeltme iddiası içindeyken, daha ciddi sonuçlar doğurabilecek başka bir besleme hatasına yol açılıyor.İnvert şurubu neredeyse baldan bile daha faydalı, gizemli, olağanüstü, arıcılığın bütün problemlerini çözen, kış ortasında bile 4 çıtaya yavru attıran bir arı yiyeceği olarak algılatacak abartılı yaklaşımların varlığı, Türk arıcılığına yeni efsaneler kazandırmanın ötesinde bir fayda sağlamayacaktır.
SON SÖZ
Yukarıdaki görüşlerin ışığında benim şahsi tercihim, ilave emek gerektiren ve arı sağlığı açısından risk oluşturma ihtimali olan uygulamalara hiç girmemek.Bu konuyu Türkiye'de arıcılık alanında yetkin ve uluslararası çalışmaları da yakından takip eden bir hocamıza attığım maile gelen cevaptan bir paragraf alıntılayarak kapatmak istiyorum."Tamamen invert şekerle arı beslemek sakıncalı. Batıda yapılan keklerde %30 dolayında invert şeker kullanılıyor. Ama tamamen sakkaroz verilmesi tamamen invert şeker verilmesinden daha sağlıklı. Son zamanlarda özellikle arı yemi sanayiinde yer alan firmalar invert şeker konusunda propaganda yaptıkları için insanların kafası karışıyor. Gerekçe olarak da balın bileşimini gösteriyorlar oysa şerbet verildiğinde balın bileşimi değil ölçüt olarak nektarın bileşiminin alınması gerekir çünkü şerbet nektar yerine veriliyor. Ayrıca son zamanlarda arı ölümlerinde bu sektörün de çok önemli bir sorumluluk üstlendiğini de söylemek mümkün."
6 Şubat 2009 Cuma
TOPLANTI SONUCU
Muhterem arıcı arkadaşlar.
ANARTO nun yaptığı internet toplantısında invert şeker olayı incelendi. Tartışıldı.
ANARTO nun yaptığı internet toplantısında invert şeker olayı incelendi. Tartışıldı.
Yurdun dört bir tarafından ve Dünyanın öbür tarafından arıcılar, bu toplantıda bilimin bizlere sunduğu bazı değerli ipuçlarını paylaşma imkanı buldular.
İnvert şekerin ne olduğunu, inversiyon yöntemi ile parçalanmanın ne demek olduğunu, asit ve ısı ile ortaya çıkan zararlı yapıların geri dönüşü zor olan hastalıklara yakalanmada kaçınılmaz olduğunu, baldaki sahteciliği körükleyenlerin analizlerle invert şekerin onları ele nasıl verdiğini, reçellerde kullanılan şekerlerin invert edilme yöntemini ve bunun reçelin kristallenmesini engellediğini benzer uygulama sonucunda ortaya çıkan invert şurup ve invert balın kristalizasyonunun engellenmesinin sağlığımıza olan etkisinin ne olduğu ve arı beslenmesinde vermiş olduğu ölümcül zararların ortaya çıktığını, Dünyada arı beslenmesinde invert edilip edilemediği kesin yöntemlerle belirlenemeyen besinler sonucu toplu arı kayıplarının ortaya çıktığı ve beslemede kullanılmadığı, enzim kullanılarak yapılan inversiyon yönteminin pahallı olması ve teknolojik uygulamaların gerekliliği gibi bir çok önemli konudan bahsedildi.
Donmuş bal, HMF ve enzimlerin susuz ortamda çalışamaması gibi ek bilgiler verildi.
Katılımcılara ve emeği geçenlere çok teşekkür ederim. Çok faydalı bir toplantı oldu bende bazı eksik yönlerimi tamamlama fırsatı yakaldım. Bilgi ve birikimlerini biz arıcılar ile paylaşan bilim kadını Nadide hanıma saygı ve selamlarımı iletiyorum
Hoşçakalın.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
www.teknikaricilik.com
28 Ocak 2009 Çarşamba
MSN TOPLANTISI
TOPLANTI DUYURUSU
ANARTO 2009 yılında MSN toplantılarına devam ediyor !!! Arıcılıkda bal arılarının beslenmesi konusu, koloni sağlığı açısından önemli bir yere sahiptir. Özellikle son günlerde kolonilerin invert şeker şurubu ile beslenmesi konusunda arıcılık web sitelerinde ve bloglarda yazıların yayınlaNdığını görüyoruz. Bu konunun da işleneceği toplantı 1 Şubat 2009 Pazar günü saat 20:00- 21:00 arasında MSN’de Fatih Güneş başkanlığında olacaktır.
ANARTO grubunun ilanı ve toplantı konusu çok güncel ilgililerin katılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
www.bereketbal.com
www.teknikaricilik.com
ANARTO 2009 yılında MSN toplantılarına devam ediyor !!! Arıcılıkda bal arılarının beslenmesi konusu, koloni sağlığı açısından önemli bir yere sahiptir. Özellikle son günlerde kolonilerin invert şeker şurubu ile beslenmesi konusunda arıcılık web sitelerinde ve bloglarda yazıların yayınlaNdığını görüyoruz. Bu konunun da işleneceği toplantı 1 Şubat 2009 Pazar günü saat 20:00- 21:00 arasında MSN’de Fatih Güneş başkanlığında olacaktır.
ANARTO grubunun ilanı ve toplantı konusu çok güncel ilgililerin katılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
www.bereketbal.com
www.teknikaricilik.com
21 Ocak 2009 Çarşamba
ARI ve ARICILIK SEKTÖREL İŞBİRLİĞİ ve ORTAK AKIL TOPLANTISI YAPILDI
http://www.tarim.gov.tr/arayuz/10/icerik.asp?fl=../mustesarlik_haber/Aricilik/index.htm sitesinden alınarak yayınlanmıştır.
17–18 Ocak 2009 tarihinde, Müsteşar Yardımcısı Dr. Ferhat ŞELLİ Başkanlığında, Arı ve Arıcılık Sektörel İşbirliği ve Ortak Akıl Toplantısı yapılmıştır.
2007 yılında başlatılan çalışma kapsamında; Tarım sektörünün paydaşları ve sivil toplum kuruluşları ile düzenli işbirliği yapılması, böylece sektörün sorunları ve 2009–2012 dönemine ait yapılacak çalışmalar ve projeksiyon tespit edilip çözüme yönelik tedbirlerin alınması, tecrübe ve düşünce paylaşım ortamının sağlanması amaçlanmıştı.
Bu bağlamda, 2008 yılında 18 Ortak Akıl Toplantısı yapılarak 15 Sektörde Eylem Planları hazırlanmıştır. Toplantıların onaltıncısı 17–18 Ocak 2009 tarihinde Arı ve Arıcılık Sektöründe gerçekleştirilmiştir.
Toplantıya; Bakanlığımızın ilgili birimlerinin yöneticileri ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının üst düzey temsilcilerinden oluşan otuzun üzerinde katılımcı iştirak etmiştir.
Sektörünün paydaşları ile sektörün karşı karşıya bulunduğu problemler tartışılmış ve çözüm yolları ortaya konulmuştur.
Bu çerçevede, 19 konu başlığı altında tespit edilen tedbirlerin; kim tarafından, nasıl ve ne zaman, çözüleceğine ilişkin bir Eylem Planı hazırlanmıştır.
Eylem Planında yer alan faaliyetler, katılımcı bir anlayışla, sektör temsilcileri ile birlikte aylık olarak izlenecek ve değerlendirilecektir. Bu amaçla, yapılan çalışmaların ve sağlanan gelişmelerin sektör temsilcileri ile anında paylaşılabilmesi için e-mail grubu oluşturulmuştur.
20 Ocak 2009 Salı
ARI BESLEMESİNDE ZAMANLAMA VE BESLEME STRATEJİSİ
Pek muhterem arıcı arkadaşlar. Arı beslemesi ile ilgili daha önce birçok kez zamanı geldikçe nasıl ve ne şekilde besleme yapılması gerektiğini paylaşmış idim. Topluca www.bereketbal.com sitesinde arı besinleri ile ilgili bölümde bu konuların zamanlara göre değerlendirmelerini görebilirsiniz. Tüm bu bilgiler ışında sonbahardan ilkbahara arıların beslenmesi ile ilgili bir görüş alışverişi yapalım.
SEZONUN BAŞLANGICI
Bal kıymetli bir ürün ve arılardan alınması bir maharet istiyor. Bu maharetin başlangıç dönemi de, mevsimin başlangıcı da bal alımından sonra başlıyor. Balı aldıktan sonra işlerimiz aslında yeni başlıyor.
Balı alıp süzünce bırakmalıyız bal bir dinlensin dinlenme kazanlarında. Hava kabarcıkları, mum, kanat, arı ölüleri ve arı bacağı gibi kısımlar organik unsurlar olduğundan balda tağşiş yaratmıyor. Bu unsurlar balda bir sahtecilik ya da kalıntı olarak değerlendirilmiyor. Bala karışsa dahi bir bozulmaya neden olmuyor. Neticede bu ürünler tamamen canlı vücudunda üretilmiş yapılar ve balda bir bozulma yaratmıyor. Kodekse göre bu birimlerin balda bulunmasının bir sıkıntısı yok.
ARILARDA YAĞMACILIK
Bal alımında olsun baldan sonraki dönemde olsun arıların huzursuzluğu açıkça ortadadır. Çevrede nektar azalmış ve arılar zayıf kolonileri gözler olmuştur. Arılıkta yapılan yanlış hareketler arıların olası bir yağmacılığı başlatmasına davetiye çıkarır. Arıcının kovanı açarak incelemeler yapması ve bu sürenin çok uzun sürmesi baldan sonraki kıt mevsimde hele ki havada sıcaktır muhtemelen arıların sanki köpek gibi arıcıyı takip etmesine neden olur. Bir an gelir ki arılar arılıkta zayıf kolonilerin kapısı önünde kovan içerindeki balı kendi kovanlarına götürmek için büyük bir karmaşa ortaya koyarlar. Bu dönemde arıların birbirlerini kırması yani öldürmesi söz konusu olur. Zayıf kovanların sönmesi yani yok olması söz konusudur. Ayrıca bu bazen arılıklarda uzunca bir dönem devam edebilir.
Yağmacılığın böyle uzun sürmesi genellikle zayıf koloniler ile güçlü kolonilerin aynı yerde ve karışık olarak yer almasından kaynaklanabilir.
Arıların arıcılar tarafından uzun süreli ve nektarın az olduğu dönemde incelenmeleri.
Besleme yapmak maksadı ile etrafa şurup ya da benzeri besleme maddelerinin dökülmesi.
Yağmacılık eğilimi ağır basan arı ırkları ile çalışmak.
Koloni içerisinde yer alan bireylerin daha çok tarlacı ve yaşlı arılardan oluşması.
Yağmacılığı tetikleyen unsurların başında yer almaktadır.
YAŞLI ARILARIN BU MEVSİMDE YAPABİLECEKLERİ
Bu kadar yağmacılık bilgisi vermemin nedeni şudur. Çevrede nektar yok arı sayısı kovan içerinde çok ve yanlış bir takım çalışmalarda elimizdeki bu hazineyi yok etmeye neden oluyor. Hazine diyorum. Çünkü bu kadar yaşlı arı birkaç hafta içerisinde ölecekler. Doğal olarak kademeli ölüm ile de belli bir süre sonra kovan içerinde kalacak olan kışı geçirecek arılar hem yaşlı olacak hem de zamansız ölümler ile baharı görmeden koloninin sönmesine neden olacaktır. Bu baldan sonraki kalabalık ve yaşlı arılardan oluşan mevcudu yaşam biyolojilerine uygun bir şekilde hazineye çevirmek bizim elimizde.
KEKLİYELİMMİ? ŞERBETLEYELİMMİ?
Kısa süre sonra ölecek olan arıların yerine yeni genç bireyleri oluşturmak ve kışa girmeden önce bu yaşlı arıları çalıştırıp kovanlar için gerekli olan kışlık bal stokunu tedarik etmek için kullanmak gerekir. Bu şekilde bu yaşlı arılar hem genç arı, hem de bal haline dönmüş olur. Yalnızca yağmacılığın bol olduğu bu dönemde bu işi yapmak için beslemeyi ne ile yapmalıyız? Bu önemli bir soru. Bu dönemde yapılmaya çalışılan sıvı besleme arılı kovanların sayısının çok olduğu arılıklarda hem büyük bir külfet hem de zahmettir. Bu dönemde hava sıcak yağmacılık muhtemelen çok yüksek ve nektar azalmıştır. Yapılan uygulama bol miktarda kek vermek olmalıdır. Bol miktarda yapılan kek ile besleme arılarda yağmacılık eğilimini azaltmaktadır. Kovan içerisinden yapılan kek ile besleme yaşlı arılarca son bir hamle ile yumurta atılması için gerekenleri yapmalarına neden olur. Bu dönemde ilkbahardakinden daha uzun bir çiçeklenme dönemi vardır. Daha uzunca bir süre ve daha fazla yumurta atılması için uygun bir zaman bulunmaktadır. Kek ile beslemenin yapıldığı dönemin ardından yağmurların gelmesi ve hatta kısada sürse ülkemizin genelinde bir bal akımının olduğu da dikkate alınacak olursa arıların gençleşmesi uzun ömürlü arıların olmasına neden olur. Bu uzun ömürlü arılar ilkbaharın ortalarına kadar yaşarlar ve ocak ayından itibaren atılmaya başlayan yumurtaların gelişimine yardımcı olurlar. Bu şekilde güçlü bir arı kolonisi ortaya çıkmış olur. Kek bir hamlede bitmez ve uzun süren ve bizi yormayan bir besleme ortaya koyar. Kekle beslemenin ardından yaşlı arıların azalması ve doğadan az miktarda nektar gelmesi yağmacılığın azalmasına ve yumurta atımını hızlandırmak için az ama sürekli beslemeler ile bol miktarda kışlık genç arı yetiştirmek mümkündür. Son olarak kışa girmeden arılar incelenir.
ARI MEVCUDU, BAL STOKU
Kuluçkalıkta bulunan çerçeve sayısının çok olması ve bol bal bulunması önemli değildir. Birim çerçeve başına arı yoğunluğunun çok olması gereklidir. Ben bunu bir çerçeve arı tanımını yaparken şu şekilde açıklıyorum. Çerçevenin kulaklarından tutmak için bile yer kalmayacak şekilde yoğun olmak üzere her noktasında bol miktarda arı olmalıdır. Çerçevede gezinen 300-500 arı bir çerçeve arı olarak tanımlanamaz. Bu şekilde az miktarda bulunan arılar diğer çerçevelerin yoğunlaştırılmaları için silkinmelidir. Bu şekilde arılar kış boyunca hem daha az miktarda besin tüketirler, hem de ilkbaharda arılarımız aç kaldığı düşüncesi kafamızı kurcalamaz. Yoğun bir son besleme arıların mevcudunun bol olduğu bu dönemde stoklanır. Güçlü miktarda verilen sıvı besin arılarca yumurta atmak için değerlendirilmez. Arıların bu bol şerbeti gözlere depolamasına neden olur. Kış henüz gelmeden havaların bu sıvı besini sırlaması ve rahat bir kışlamanın sağlanması için eğer besin stokları az ise koyu olarak hazırlanan şerbeti birkaç posta vermek kısa sürede balın sırlanmasına yardımcı olur.
HATIRLATMALAR
Böylece kışa giren arılarımızın sağlıklı kış geçirmesi için gerekenleri tekrarlarsak.
1- Genç ve istediğimiz ırktan bir ana arı genç olması oğul eğilimini de azaltır.
2- Genç ve her bir çerçevede kalabalık işçi arılar.
3- Koloni gücüne göre 10 ila 20 kg arasında sırlanmış bal. Çerçeve eteklerinde kışlamayı sağlayan açık gözlerin olmasına dikkat etmek gerekir.
4- Varova mücadelesi özellikle bal sonrasında yumurtanın az olduğu dönemde ve kek ile beslemeden hemen önce yapılmalıdır.Kışa girerken yumurtanın az olduğu dönemde tekrarlanmalıdır.
5- Nemsiz sakin ve kuytu bir yerde yağmur, kar ve rüzgardan korunmuş yerden yükseğe kaldırılmış bir şekilde kışlamaya sokulmaldır.
YANLIŞ DÜŞÜNCELER
Kış süresince bu tedbirleri almış olduğunuz kovanlarda ilkbaharın ortalarına kadar bir müdahale yapmanıza gerek yoktur. Acaba arıların balı bitmiş olabilir mi? Diye düşünmeye gerek yoktur. Birçok arıcımız güçlü arılar güçlü bal yapar diye düşünerek çok erken beslemeye ya da kış süresince arılar besin stoklarını bitirmişlerdir diyerek telaşeye kapılırlar ve hava durumuna bakarak hava ısındı diyerek hemen kekle beslemeyi tercih ederler. Oysa arıların kış boyunca tükettikleri bal son derece azdır. Asıl bal yumurtaların yoğunlaşmaya başladığı dönemde tüketilir ve miktarı azalır. Bu da sağlıklı bir sonbahar bakımı yapılan kolonide bizim için sorun teşkil etmez.
ISRARLA YAPMAYIN LÜTFEN
Israrla sorulan şudur. Peki, bunları yapmadık. Şimdi arılarımız ne olacak beslemeyelim mi?
Eğer ciddi anlamda arılarınızın besinlerinin az olduğunu düşünüyorsanız. Ocak Şubat Mart aylarında yurdumuzun birçok yerinde kış olmasına rağmen hava arıları inceleyebilmemiz için bize uygun zamanlar verir. Bu uygun zamanlarda hava sıcaklığı 15 C olduğunda birkaç koloni açılarak incelenmelidir. Bal stokları ile ilgili size bir fikir verecektir. Eğer ki siz sonbaharda verilen bilgilere riayet etmedi iseniz ve arılarınızın aç olduğuna kanaat ediyorsanız bence kesinlikle arılara bu kış günü ne kek verin nede koyu şerbetle besleme yapın. Bu dönemde verilecek en iyi besin sırlanmış çerçeveli bal vermektir. Bu şekilde verilecek olan besin arıların zahmetsiz bir şekilde kışlamalarına devam etmelerine yardımcı olur.
Aksi yapılırsa arıları besleyerek bu eksiklik giderilmeye çalışılırsa arıların yaşlanmaları sağlanmış olur. Ömürlerini kısaltmış oluruz. Yumurta atmalarını teşvik etmiş oluruz. Neticede kış günü arıların aldıkları besinlerin stok oluşturulması oldukça zor olmakta ve arıların ömürleri kısalmaktadır. Ayrıca atılan yumurtaların beslenmesi zorunluluğu vardır. Kış günü belli bir süre besleme yapamayacağımız günler geldiğinde koloninin hem aç kalmasına hem de ölmesine neden olabiliriz.
EN MÜKEMMEL BESİNLER BİLİMİN AÇIKLADIĞI VE TAVSİYE ETTİĞİ BESİNLERDİR. KİŞİLERİN TAVSİYE ETTİĞİ YANLIŞ BESİNLERE RAĞBET ETMEYİN.
Bu arada kesinlikle evde invert şeker yapabiliriz diye bir yanlış kanıya kapılmayın. Şekeri kaynatıp arılara vermeyin. Polen ikamesi olarak süt tozu, soya unu, nişasta vs gibi ürünleri arılarda kullanmayın. Hatta poleni bile polen keki olarak vermeyi çok gerekiyor ise deneyin. Kek içine verilen polenlerinde kabuk kısmını parçalayamayan arıların kullanamadıklarını biliyoruz.
SEZONUN BAŞLANGICI
Bal kıymetli bir ürün ve arılardan alınması bir maharet istiyor. Bu maharetin başlangıç dönemi de, mevsimin başlangıcı da bal alımından sonra başlıyor. Balı aldıktan sonra işlerimiz aslında yeni başlıyor.
Balı alıp süzünce bırakmalıyız bal bir dinlensin dinlenme kazanlarında. Hava kabarcıkları, mum, kanat, arı ölüleri ve arı bacağı gibi kısımlar organik unsurlar olduğundan balda tağşiş yaratmıyor. Bu unsurlar balda bir sahtecilik ya da kalıntı olarak değerlendirilmiyor. Bala karışsa dahi bir bozulmaya neden olmuyor. Neticede bu ürünler tamamen canlı vücudunda üretilmiş yapılar ve balda bir bozulma yaratmıyor. Kodekse göre bu birimlerin balda bulunmasının bir sıkıntısı yok.
ARILARDA YAĞMACILIK
Bal alımında olsun baldan sonraki dönemde olsun arıların huzursuzluğu açıkça ortadadır. Çevrede nektar azalmış ve arılar zayıf kolonileri gözler olmuştur. Arılıkta yapılan yanlış hareketler arıların olası bir yağmacılığı başlatmasına davetiye çıkarır. Arıcının kovanı açarak incelemeler yapması ve bu sürenin çok uzun sürmesi baldan sonraki kıt mevsimde hele ki havada sıcaktır muhtemelen arıların sanki köpek gibi arıcıyı takip etmesine neden olur. Bir an gelir ki arılar arılıkta zayıf kolonilerin kapısı önünde kovan içerindeki balı kendi kovanlarına götürmek için büyük bir karmaşa ortaya koyarlar. Bu dönemde arıların birbirlerini kırması yani öldürmesi söz konusu olur. Zayıf kovanların sönmesi yani yok olması söz konusudur. Ayrıca bu bazen arılıklarda uzunca bir dönem devam edebilir.
Yağmacılığın böyle uzun sürmesi genellikle zayıf koloniler ile güçlü kolonilerin aynı yerde ve karışık olarak yer almasından kaynaklanabilir.
Arıların arıcılar tarafından uzun süreli ve nektarın az olduğu dönemde incelenmeleri.
Besleme yapmak maksadı ile etrafa şurup ya da benzeri besleme maddelerinin dökülmesi.
Yağmacılık eğilimi ağır basan arı ırkları ile çalışmak.
Koloni içerisinde yer alan bireylerin daha çok tarlacı ve yaşlı arılardan oluşması.
Yağmacılığı tetikleyen unsurların başında yer almaktadır.
YAŞLI ARILARIN BU MEVSİMDE YAPABİLECEKLERİ
Bu kadar yağmacılık bilgisi vermemin nedeni şudur. Çevrede nektar yok arı sayısı kovan içerinde çok ve yanlış bir takım çalışmalarda elimizdeki bu hazineyi yok etmeye neden oluyor. Hazine diyorum. Çünkü bu kadar yaşlı arı birkaç hafta içerisinde ölecekler. Doğal olarak kademeli ölüm ile de belli bir süre sonra kovan içerinde kalacak olan kışı geçirecek arılar hem yaşlı olacak hem de zamansız ölümler ile baharı görmeden koloninin sönmesine neden olacaktır. Bu baldan sonraki kalabalık ve yaşlı arılardan oluşan mevcudu yaşam biyolojilerine uygun bir şekilde hazineye çevirmek bizim elimizde.
KEKLİYELİMMİ? ŞERBETLEYELİMMİ?
Kısa süre sonra ölecek olan arıların yerine yeni genç bireyleri oluşturmak ve kışa girmeden önce bu yaşlı arıları çalıştırıp kovanlar için gerekli olan kışlık bal stokunu tedarik etmek için kullanmak gerekir. Bu şekilde bu yaşlı arılar hem genç arı, hem de bal haline dönmüş olur. Yalnızca yağmacılığın bol olduğu bu dönemde bu işi yapmak için beslemeyi ne ile yapmalıyız? Bu önemli bir soru. Bu dönemde yapılmaya çalışılan sıvı besleme arılı kovanların sayısının çok olduğu arılıklarda hem büyük bir külfet hem de zahmettir. Bu dönemde hava sıcak yağmacılık muhtemelen çok yüksek ve nektar azalmıştır. Yapılan uygulama bol miktarda kek vermek olmalıdır. Bol miktarda yapılan kek ile besleme arılarda yağmacılık eğilimini azaltmaktadır. Kovan içerisinden yapılan kek ile besleme yaşlı arılarca son bir hamle ile yumurta atılması için gerekenleri yapmalarına neden olur. Bu dönemde ilkbahardakinden daha uzun bir çiçeklenme dönemi vardır. Daha uzunca bir süre ve daha fazla yumurta atılması için uygun bir zaman bulunmaktadır. Kek ile beslemenin yapıldığı dönemin ardından yağmurların gelmesi ve hatta kısada sürse ülkemizin genelinde bir bal akımının olduğu da dikkate alınacak olursa arıların gençleşmesi uzun ömürlü arıların olmasına neden olur. Bu uzun ömürlü arılar ilkbaharın ortalarına kadar yaşarlar ve ocak ayından itibaren atılmaya başlayan yumurtaların gelişimine yardımcı olurlar. Bu şekilde güçlü bir arı kolonisi ortaya çıkmış olur. Kek bir hamlede bitmez ve uzun süren ve bizi yormayan bir besleme ortaya koyar. Kekle beslemenin ardından yaşlı arıların azalması ve doğadan az miktarda nektar gelmesi yağmacılığın azalmasına ve yumurta atımını hızlandırmak için az ama sürekli beslemeler ile bol miktarda kışlık genç arı yetiştirmek mümkündür. Son olarak kışa girmeden arılar incelenir.
ARI MEVCUDU, BAL STOKU
Kuluçkalıkta bulunan çerçeve sayısının çok olması ve bol bal bulunması önemli değildir. Birim çerçeve başına arı yoğunluğunun çok olması gereklidir. Ben bunu bir çerçeve arı tanımını yaparken şu şekilde açıklıyorum. Çerçevenin kulaklarından tutmak için bile yer kalmayacak şekilde yoğun olmak üzere her noktasında bol miktarda arı olmalıdır. Çerçevede gezinen 300-500 arı bir çerçeve arı olarak tanımlanamaz. Bu şekilde az miktarda bulunan arılar diğer çerçevelerin yoğunlaştırılmaları için silkinmelidir. Bu şekilde arılar kış boyunca hem daha az miktarda besin tüketirler, hem de ilkbaharda arılarımız aç kaldığı düşüncesi kafamızı kurcalamaz. Yoğun bir son besleme arıların mevcudunun bol olduğu bu dönemde stoklanır. Güçlü miktarda verilen sıvı besin arılarca yumurta atmak için değerlendirilmez. Arıların bu bol şerbeti gözlere depolamasına neden olur. Kış henüz gelmeden havaların bu sıvı besini sırlaması ve rahat bir kışlamanın sağlanması için eğer besin stokları az ise koyu olarak hazırlanan şerbeti birkaç posta vermek kısa sürede balın sırlanmasına yardımcı olur.
HATIRLATMALAR
Böylece kışa giren arılarımızın sağlıklı kış geçirmesi için gerekenleri tekrarlarsak.
1- Genç ve istediğimiz ırktan bir ana arı genç olması oğul eğilimini de azaltır.
2- Genç ve her bir çerçevede kalabalık işçi arılar.
3- Koloni gücüne göre 10 ila 20 kg arasında sırlanmış bal. Çerçeve eteklerinde kışlamayı sağlayan açık gözlerin olmasına dikkat etmek gerekir.
4- Varova mücadelesi özellikle bal sonrasında yumurtanın az olduğu dönemde ve kek ile beslemeden hemen önce yapılmalıdır.Kışa girerken yumurtanın az olduğu dönemde tekrarlanmalıdır.
5- Nemsiz sakin ve kuytu bir yerde yağmur, kar ve rüzgardan korunmuş yerden yükseğe kaldırılmış bir şekilde kışlamaya sokulmaldır.
YANLIŞ DÜŞÜNCELER
Kış süresince bu tedbirleri almış olduğunuz kovanlarda ilkbaharın ortalarına kadar bir müdahale yapmanıza gerek yoktur. Acaba arıların balı bitmiş olabilir mi? Diye düşünmeye gerek yoktur. Birçok arıcımız güçlü arılar güçlü bal yapar diye düşünerek çok erken beslemeye ya da kış süresince arılar besin stoklarını bitirmişlerdir diyerek telaşeye kapılırlar ve hava durumuna bakarak hava ısındı diyerek hemen kekle beslemeyi tercih ederler. Oysa arıların kış boyunca tükettikleri bal son derece azdır. Asıl bal yumurtaların yoğunlaşmaya başladığı dönemde tüketilir ve miktarı azalır. Bu da sağlıklı bir sonbahar bakımı yapılan kolonide bizim için sorun teşkil etmez.
ISRARLA YAPMAYIN LÜTFEN
Israrla sorulan şudur. Peki, bunları yapmadık. Şimdi arılarımız ne olacak beslemeyelim mi?
Eğer ciddi anlamda arılarınızın besinlerinin az olduğunu düşünüyorsanız. Ocak Şubat Mart aylarında yurdumuzun birçok yerinde kış olmasına rağmen hava arıları inceleyebilmemiz için bize uygun zamanlar verir. Bu uygun zamanlarda hava sıcaklığı 15 C olduğunda birkaç koloni açılarak incelenmelidir. Bal stokları ile ilgili size bir fikir verecektir. Eğer ki siz sonbaharda verilen bilgilere riayet etmedi iseniz ve arılarınızın aç olduğuna kanaat ediyorsanız bence kesinlikle arılara bu kış günü ne kek verin nede koyu şerbetle besleme yapın. Bu dönemde verilecek en iyi besin sırlanmış çerçeveli bal vermektir. Bu şekilde verilecek olan besin arıların zahmetsiz bir şekilde kışlamalarına devam etmelerine yardımcı olur.
Aksi yapılırsa arıları besleyerek bu eksiklik giderilmeye çalışılırsa arıların yaşlanmaları sağlanmış olur. Ömürlerini kısaltmış oluruz. Yumurta atmalarını teşvik etmiş oluruz. Neticede kış günü arıların aldıkları besinlerin stok oluşturulması oldukça zor olmakta ve arıların ömürleri kısalmaktadır. Ayrıca atılan yumurtaların beslenmesi zorunluluğu vardır. Kış günü belli bir süre besleme yapamayacağımız günler geldiğinde koloninin hem aç kalmasına hem de ölmesine neden olabiliriz.
EN MÜKEMMEL BESİNLER BİLİMİN AÇIKLADIĞI VE TAVSİYE ETTİĞİ BESİNLERDİR. KİŞİLERİN TAVSİYE ETTİĞİ YANLIŞ BESİNLERE RAĞBET ETMEYİN.
Bu arada kesinlikle evde invert şeker yapabiliriz diye bir yanlış kanıya kapılmayın. Şekeri kaynatıp arılara vermeyin. Polen ikamesi olarak süt tozu, soya unu, nişasta vs gibi ürünleri arılarda kullanmayın. Hatta poleni bile polen keki olarak vermeyi çok gerekiyor ise deneyin. Kek içine verilen polenlerinde kabuk kısmını parçalayamayan arıların kullanamadıklarını biliyoruz.
16 Ocak 2009 Cuma
6 Ocak 2009 Salı
TARIMDA VE SEKTÖRÜMÜZDE YENİDÜNYA DÜZENİ.
Bu yeni düzende amaç; öncelikle gelişmiş ülkelerin daha sonra sektörümüzde öncü olan Çin, Arjantin, Almanya gibi ülkelerin, bizim gibi gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerin tarım üretimini geliştirmemek ve hatta bitirerek, böylece kendilerinin ürettiği ürünleri bu ülkelere satmaktır.
Tüm dünyada gelişmiş devletlerde tarıma verilen destekler artmış gelişmekte olan ve gelişmemiş devletlerde azalmıştır. Fakir ve borçlu ülkelerde ayrıca üretilen ürünler bol ve ucuzdur, hatta üreticiler malını satacak pazar bulamaz, aynı ürün yurt dışından ithal edilmekte ve bu ülkelerde pazar bulmaktadır. Buradaki çarpık durum uluslar arası güç dengelerince hemen her sektörde kendini göstermektedir. Ülkemizde de tarım sektöründe fındıkta, pamukta, narenciyede ve balda bu durum görülmektedir. Balı satamayan üretici varken yurt dışından bal ithal eder duruma geldik. Hatta tüm Dünyada arı ölümlerinin hat safhaya çıktığı bu günlerde bu durumu dehşetle izlemek durumunda bırakıldık.
Peki, sektörümüz ne olacak? Bizler ne yapacağız?
Bal üretiminde ve pazara sunumunda rol alan tüm taraflar sektörün ayakta durması ve üzerinde oynanan oyunlara kanmamak için taviz vermek zorunda. Kimse taviz vermek istemiyor. Daima güçlüler zayıftan daha çok istiyor. Arı üzerinde bulunan varova misali.
Yurt dışı biz bal üreticilerine bazı kıstaslar koyuyor. Bal üretiminde gerekli olan bu ölçütler tutuyor ise balı yok pahasına yüksek tonajlarda alıyorlar. Belki büyük bir meblağ ve peşin para sürümden kazanmayı sağlayarak satamadığımız depoda bekleyen bal için bir avantaj gibi görülebilir. Aslında bu durum florasının zenginliği ve arılı kovan sayısının yüksek değerlerde olduğunu bildiğimiz ülkemizde yapılamayacak işler de değil. Balı ister toplayın, ister üretin bu yüksek tonajlara ulaşmak, bir yerde depolamak da ayrı bir bilgi birikimi, ekonomik güç. Ürettiğimiz ürünlere pazar bulmakta ayrı bir beceri elbette. Üretici, sanayici, paketleyici, pazarlayıcı ve belki bu sektörde başka hizmet alanlarında bulunan kesimlerin hepsi taviz vermek zorundalar. Eğer samimi bir diriliş ortaya koymak isteniyor ise bu yapılamlı.
Muğla 1. Arıcılık ve Çam Balı Kongresinde bulunan birçok yerli ve yabancı sektörün çeşitli kesimlerinde bulunan kişiler tanışma ve görüşme fırsatı buldular. Organizasyonda emeği geçen başta Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, Yar. Doç. Dr. Ali İhsan Öztürk ve Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ziya Şahin beye bu vesile ile bir kez daha teşekkürlerimi arıcılar ve şahsım adına sunuyorum.
Merkez Arı Yetiştiricileri Birliğinin çalışma programlarını duyuyor ve bazı girişimlerin başlamasından dolayı öncelikle bir arıcı olarak çok memnun oluyorum. Lakin çok kısa sürede çok büyük hedefler belirleyip yola çıkma zamanı artık geldi. Arıcılarımızın birçoğu milli ekonomiye katkısı olan arıcılık çalışmalarını yapamayacak duruma geldiler.
Arı yetiştiricisi, bal üreticisi, mumcusu, kovancısı, nakliyecisi, akademisyenleri, devlet personeli, teşkilatlar, mutlak suretle özverili ve taviz verecek şekilde arı ürünleri adına çalışmaya tez vakitte hız vermelidirler, işlerini programlamalıdırlar.
Kongrede bir sağlık memurunun hobi olarak 300 (üç yüz) arıya baktığı, Amerika da tozlaşmadan gelir elde eden bir yetiştiricinin 14.000( on dört bin) arı kolonisi sahibi olduğu söylendi. Amerika da koloni sayılarının yüksek olduğu belirtilen arılıkların, ayrıca verimleri de koloni başına çok yüksek. Elbette bu durum gelişmiş teknik bilgilerin, düzenli uygulanması ile gerçekleşiyor.
20 ila 50 arasında arı kolonisine bakan ve ailesinin geçimini bu doğal balların satışı ile sağlayan arıcı sayısı ülkemizde çok fazladır. Bu arıcılar pazar bulsalar, elbette flora açısından zengin olan ülkemizde daha çok bal üretirler. Türkiye Dünyanın sebze ve meyve bahçesi konumunda olabileceği gibi, bal üretimi ile de Dünyada tek söz sahibi olabilecek bir konum alabilecek pozisyondadır. Sonumuz Filistin gibi olmaz ise.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
http://www.teknikaricilik.com/
http://www.bereketbal.com/
0 532 286 96 23
0 505 476 96 06
Tüm dünyada gelişmiş devletlerde tarıma verilen destekler artmış gelişmekte olan ve gelişmemiş devletlerde azalmıştır. Fakir ve borçlu ülkelerde ayrıca üretilen ürünler bol ve ucuzdur, hatta üreticiler malını satacak pazar bulamaz, aynı ürün yurt dışından ithal edilmekte ve bu ülkelerde pazar bulmaktadır. Buradaki çarpık durum uluslar arası güç dengelerince hemen her sektörde kendini göstermektedir. Ülkemizde de tarım sektöründe fındıkta, pamukta, narenciyede ve balda bu durum görülmektedir. Balı satamayan üretici varken yurt dışından bal ithal eder duruma geldik. Hatta tüm Dünyada arı ölümlerinin hat safhaya çıktığı bu günlerde bu durumu dehşetle izlemek durumunda bırakıldık.
Peki, sektörümüz ne olacak? Bizler ne yapacağız?
Bal üretiminde ve pazara sunumunda rol alan tüm taraflar sektörün ayakta durması ve üzerinde oynanan oyunlara kanmamak için taviz vermek zorunda. Kimse taviz vermek istemiyor. Daima güçlüler zayıftan daha çok istiyor. Arı üzerinde bulunan varova misali.
Yurt dışı biz bal üreticilerine bazı kıstaslar koyuyor. Bal üretiminde gerekli olan bu ölçütler tutuyor ise balı yok pahasına yüksek tonajlarda alıyorlar. Belki büyük bir meblağ ve peşin para sürümden kazanmayı sağlayarak satamadığımız depoda bekleyen bal için bir avantaj gibi görülebilir. Aslında bu durum florasının zenginliği ve arılı kovan sayısının yüksek değerlerde olduğunu bildiğimiz ülkemizde yapılamayacak işler de değil. Balı ister toplayın, ister üretin bu yüksek tonajlara ulaşmak, bir yerde depolamak da ayrı bir bilgi birikimi, ekonomik güç. Ürettiğimiz ürünlere pazar bulmakta ayrı bir beceri elbette. Üretici, sanayici, paketleyici, pazarlayıcı ve belki bu sektörde başka hizmet alanlarında bulunan kesimlerin hepsi taviz vermek zorundalar. Eğer samimi bir diriliş ortaya koymak isteniyor ise bu yapılamlı.
Muğla 1. Arıcılık ve Çam Balı Kongresinde bulunan birçok yerli ve yabancı sektörün çeşitli kesimlerinde bulunan kişiler tanışma ve görüşme fırsatı buldular. Organizasyonda emeği geçen başta Prof. Dr. Muhsin Doğaroğlu, Yar. Doç. Dr. Ali İhsan Öztürk ve Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ziya Şahin beye bu vesile ile bir kez daha teşekkürlerimi arıcılar ve şahsım adına sunuyorum.
Merkez Arı Yetiştiricileri Birliğinin çalışma programlarını duyuyor ve bazı girişimlerin başlamasından dolayı öncelikle bir arıcı olarak çok memnun oluyorum. Lakin çok kısa sürede çok büyük hedefler belirleyip yola çıkma zamanı artık geldi. Arıcılarımızın birçoğu milli ekonomiye katkısı olan arıcılık çalışmalarını yapamayacak duruma geldiler.
Arı yetiştiricisi, bal üreticisi, mumcusu, kovancısı, nakliyecisi, akademisyenleri, devlet personeli, teşkilatlar, mutlak suretle özverili ve taviz verecek şekilde arı ürünleri adına çalışmaya tez vakitte hız vermelidirler, işlerini programlamalıdırlar.
Kongrede bir sağlık memurunun hobi olarak 300 (üç yüz) arıya baktığı, Amerika da tozlaşmadan gelir elde eden bir yetiştiricinin 14.000( on dört bin) arı kolonisi sahibi olduğu söylendi. Amerika da koloni sayılarının yüksek olduğu belirtilen arılıkların, ayrıca verimleri de koloni başına çok yüksek. Elbette bu durum gelişmiş teknik bilgilerin, düzenli uygulanması ile gerçekleşiyor.
20 ila 50 arasında arı kolonisine bakan ve ailesinin geçimini bu doğal balların satışı ile sağlayan arıcı sayısı ülkemizde çok fazladır. Bu arıcılar pazar bulsalar, elbette flora açısından zengin olan ülkemizde daha çok bal üretirler. Türkiye Dünyanın sebze ve meyve bahçesi konumunda olabileceği gibi, bal üretimi ile de Dünyada tek söz sahibi olabilecek bir konum alabilecek pozisyondadır. Sonumuz Filistin gibi olmaz ise.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
http://www.teknikaricilik.com/
http://www.bereketbal.com/
0 532 286 96 23
0 505 476 96 06
2 Ocak 2009 Cuma
İNVERT ŞEKER.
Sayın Okurlarım,
Bloglardan tanıdığımız Demet Hanım 26 Aralık Cuma günü yayınlanan DOĞRU İNVERT CAN VERİR YANLIŞ İNVERT ÖLDÜRÜR. adlı yazıya yorum kısmında bal ile invert şurup yapılıp yapılamayacağı konusunda çok güzel bir soru sormuş. Konunun öneminden dolayı diğer arıcı arkadaşlarında bilimsel yazılardan alınan bilgiler doğrultusunda aydınlanmaları için haber niteliğinde yayınlanmıştır. İlgilerinize sunarım.
Bloglardan tanıdığımız Demet Hanım 26 Aralık Cuma günü yayınlanan DOĞRU İNVERT CAN VERİR YANLIŞ İNVERT ÖLDÜRÜR. adlı yazıya yorum kısmında bal ile invert şurup yapılıp yapılamayacağı konusunda çok güzel bir soru sormuş. Konunun öneminden dolayı diğer arıcı arkadaşlarında bilimsel yazılardan alınan bilgiler doğrultusunda aydınlanmaları için haber niteliğinde yayınlanmıştır. İlgilerinize sunarım.
Demet Hanım Merhaba,
Görüşüme itibar ettiğiniz için teşekkür ederim. Öncelikle ileteceğim bilgilerin bilimsel içerikli yayınlardan alınan bilgilerin aktarımı olduğunu daha sonrada yorumlayarak aktaracağımı belirtmek isterim. İster doğal ve sağlıklı bal, isterseniz temiz ve sağlıklı kristalize şeker kullanın invert şeker elde etmeniz elbette mümkün olabilir. Nasıl etken maddeleri bilinen varova ilaçlarını evde yapan arıcılar var ise, yöntemini bildiğinizde imkânlarınız ve bilginizde elveriyor ise invert şekerde üretebilirsiniz. Bu işlemleri yapabilmek için alet, edevat ve teknik bilgiler gerekli elbette. Elinize alacağınız basit veya gelişmiş bir termometre ile olacak bir iş değil bu. Sıcaklık belli bir dereceye gelince dur artık yükselme diyemezsiniz. Bırakın HMF yi, Isı ile sıcaklığın farkını bilmeyen bir kişinin invert şeker elde etmesi oldukça zor olsa gerek. Bir maddenin sıcaklığı kütleye bağlı değilken ısı kütle ile doğru orantılıdır. Örneğin bir bardak kaynar suyun sıcaklığı ile bir tencere kaynar suyun sıcaklığı aynı fakat kütlesi fazla olan bir tencere suyun ısısı daha fazladır. Sıcaklık enerji değil, ısı bir enerji türüdür. Sıcaklık termometre ile ölçülebilir. Isı her hangi bir araçla ölçülmez, ancak kütlesi ve sıcaklığına bağlı olarak hesaplanabilir.
Balda HMF oluşumu PH, sıcaklık, ısıtma süresi ve şeker konsantrasyonuna bağlı olduğundan balın kalitesini belirlemede kullanılan en önemli kriterlerdendir. HMF taze ballarda az miktarda bulunur. Balın uzun süre depolanması ve yüksek sıcaklıkta ısıtılması sonucu bu oran 30 - 40 miligram/kilogram a yükselirken bazen bu sınırları da aşabilmektedir. Bu oranın l50 miligram/kilogram dan büyük olması bala invert şeker katıldığının bir belirtisidir. Farklı gıdalarda bu değerler de kodekse göre farklılık arz ediyor. Pekmezde de bir sınırı var, reçellerde de.
Bu sınır balda en çok 40 miligram/kilogram dır. HMF’nin sitotoksik, genotoksik ve tümörijenik etkileri olduğu tespit edilmiştir. Yani hücre öldürücü, genler üzerinde sorun çıkarma kromozomal sapma gibi ve kanserojen etkilerin ortaya çıktığı tespit edilmiştir. HMF, işlem sırasında ısıtılmakla oluştuğu gibi uzun süre bekletilen ballarda da zamanla oluşabilmektedir. Bu durum özellikle balların eritilerek satışa sunulması sırasında ortaya çıkar ve balın tağşiş edildiği yani 55 derecenin üstünde ısı işlemi uygulandığının da belirtisidir. Sakarozun parçalanması sonucu oluşan glikoz ve fruktoz değerindeki tam invert oluşumu sağlanamamış şurupların düşük HMF değerinin arılarda öldürücü olduğunu belirten yazı Ali Şekerli beyin yazısında malum. l50 miligram/kilogram dan büyük olması da arılarda ve insanlarda zararlı. Artı 4 derecede muhafaza edilen balların HMF miktarlarındaki artışların çok düşük oranlarda olduğu tespit edilmiştir. Yani zararsız HMF değeri balda insanlar için en çok 40 miligram/kilogram dır. Bunun altındaki ve üstündeki değerler özellikle arılar için zararlıdır hatta öldürücüdür. Demet hanım konu dağılmasın, yukarıdaki bilgiler ışığı altında şunu derim ben;
Evde invert yapacağız diye, risk yönetimini, değerlerini ayarlayamayacağımız bir ürünle nasıl kontrol altında tutabileceğimizi sanıyoruz. Hedefimiz arılarımıza zarar vermek mi? , yoksa verimli ve bilinçli arıcılık yapmak mı? Mantıklı yolda ilerlerken büyük tesislerde her türlü ortam şartları yerine getirilmiş ve nizamnameye uygun bir ürün mü kullanılmak istenir yoksa sonucunda doğru şartları yerine getiremeden yapacağımız, zararı kaçınılmaz bir ürün mü? Sabit 35 dereceyi aynı düzeyde tutmak, bunu hijyenik koşullarda gerçekleştirmek, işlemleri yaparken kullanılacak basıncı ayarlamak, buna uyumlu olan kabı kacağı temin etmek, herhalde ev ortamında hatta arılıklarda kullanmak pek mümkün gözükmüyor. Hatta komik geliyor bana.
Falanca ürünü alın, almayın diye bir yaklaşımım yok, ama balınızı invert etmeden vermenizi (zaten öyle veriyormuşsunuz) tavsiye ederim. Zaten Türkiyede arı yemi olarak sadece Çumra şeker fabrikasının ürettiği arı yemi birde bir fabrika invert şeker üretim izni almış. İnvert şekerin üretiminin sonuçları doğru yapılmadığında zararlarının büyük olduğundan dolayı izinsiz üretiminin yasak olduğunu bu gün itibari ile öğrenmiş bulunmaktayım. İstanbul Hıfsısıhha kurumuna konu ile ilgili bilgiyi almak üzere müracaatta bulunabilirsiniz. 40 yıllık üreticilerden biri bana bir gün şöyle demişti. Arı bal yer bal yapar. Doğada bu böyle değil mi? Bizler arılara az miktarda takviye besinle daha fazla ürün elde etmeyi tercih ederken, bırakalım da invert vereceksek onlara zararsız invert, bal vereceksek sağlıklı bal verelim.
Türkiye ortalama 16 kg bal ile Dünyada kovan kapasitesi bakımından ikinci sırada olmasına karşın bal ithal eden bir ülke konumuna gelmiştir. Getirilmiştir. Süreç daha da kötüye gitmektedir ve hatta durumun daha kötüye gitmesi için ne geliniyor ise yapılmaktadır. Dünyada tüm ülkelerde ortaya çıkan kitlesel arı ölümleri malumunuz, ülkemizdeki genetiksel zenginlik, arı kolonisi varlığı tartışılmaz güçlükte olmasına rağmen bu zenginliğimizi ortadan kaldırma çabası nedir? Arıcılarımızın tüm girdileri pahalı olmasına karşın ürettikleri ürünler değerinde satılamamakta ve arıcımız pamukta, fındıkta hatta buğdayda olduğu gibi zarar etme konumuna gelmiştir. Arıcılığı bırakma noktasına getirilmiştir. Bu gün her arıcının en büyük sorunu pazar sorunudur. Yapılan kongreler, seminerler, toplantılar örneğin Muğla 1. Çam Balı ve Arıcılık Kongresi büyük bir organizasyon ve bilgi birikiminin aktarıldığı yerler olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür organizasyonlara katılıp da ne yapacağız, bizim bilgimiz bize yeter düşüncesi sektöre zarardan başka bir fayda getirmez. Gelişmelere açık ve bilime saygı duyduğumuz müddetçe her alanda ilerlememiz mümkün olacaktır.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
Görüşüme itibar ettiğiniz için teşekkür ederim. Öncelikle ileteceğim bilgilerin bilimsel içerikli yayınlardan alınan bilgilerin aktarımı olduğunu daha sonrada yorumlayarak aktaracağımı belirtmek isterim. İster doğal ve sağlıklı bal, isterseniz temiz ve sağlıklı kristalize şeker kullanın invert şeker elde etmeniz elbette mümkün olabilir. Nasıl etken maddeleri bilinen varova ilaçlarını evde yapan arıcılar var ise, yöntemini bildiğinizde imkânlarınız ve bilginizde elveriyor ise invert şekerde üretebilirsiniz. Bu işlemleri yapabilmek için alet, edevat ve teknik bilgiler gerekli elbette. Elinize alacağınız basit veya gelişmiş bir termometre ile olacak bir iş değil bu. Sıcaklık belli bir dereceye gelince dur artık yükselme diyemezsiniz. Bırakın HMF yi, Isı ile sıcaklığın farkını bilmeyen bir kişinin invert şeker elde etmesi oldukça zor olsa gerek. Bir maddenin sıcaklığı kütleye bağlı değilken ısı kütle ile doğru orantılıdır. Örneğin bir bardak kaynar suyun sıcaklığı ile bir tencere kaynar suyun sıcaklığı aynı fakat kütlesi fazla olan bir tencere suyun ısısı daha fazladır. Sıcaklık enerji değil, ısı bir enerji türüdür. Sıcaklık termometre ile ölçülebilir. Isı her hangi bir araçla ölçülmez, ancak kütlesi ve sıcaklığına bağlı olarak hesaplanabilir.
Balda HMF oluşumu PH, sıcaklık, ısıtma süresi ve şeker konsantrasyonuna bağlı olduğundan balın kalitesini belirlemede kullanılan en önemli kriterlerdendir. HMF taze ballarda az miktarda bulunur. Balın uzun süre depolanması ve yüksek sıcaklıkta ısıtılması sonucu bu oran 30 - 40 miligram/kilogram a yükselirken bazen bu sınırları da aşabilmektedir. Bu oranın l50 miligram/kilogram dan büyük olması bala invert şeker katıldığının bir belirtisidir. Farklı gıdalarda bu değerler de kodekse göre farklılık arz ediyor. Pekmezde de bir sınırı var, reçellerde de.
Bu sınır balda en çok 40 miligram/kilogram dır. HMF’nin sitotoksik, genotoksik ve tümörijenik etkileri olduğu tespit edilmiştir. Yani hücre öldürücü, genler üzerinde sorun çıkarma kromozomal sapma gibi ve kanserojen etkilerin ortaya çıktığı tespit edilmiştir. HMF, işlem sırasında ısıtılmakla oluştuğu gibi uzun süre bekletilen ballarda da zamanla oluşabilmektedir. Bu durum özellikle balların eritilerek satışa sunulması sırasında ortaya çıkar ve balın tağşiş edildiği yani 55 derecenin üstünde ısı işlemi uygulandığının da belirtisidir. Sakarozun parçalanması sonucu oluşan glikoz ve fruktoz değerindeki tam invert oluşumu sağlanamamış şurupların düşük HMF değerinin arılarda öldürücü olduğunu belirten yazı Ali Şekerli beyin yazısında malum. l50 miligram/kilogram dan büyük olması da arılarda ve insanlarda zararlı. Artı 4 derecede muhafaza edilen balların HMF miktarlarındaki artışların çok düşük oranlarda olduğu tespit edilmiştir. Yani zararsız HMF değeri balda insanlar için en çok 40 miligram/kilogram dır. Bunun altındaki ve üstündeki değerler özellikle arılar için zararlıdır hatta öldürücüdür. Demet hanım konu dağılmasın, yukarıdaki bilgiler ışığı altında şunu derim ben;
Evde invert yapacağız diye, risk yönetimini, değerlerini ayarlayamayacağımız bir ürünle nasıl kontrol altında tutabileceğimizi sanıyoruz. Hedefimiz arılarımıza zarar vermek mi? , yoksa verimli ve bilinçli arıcılık yapmak mı? Mantıklı yolda ilerlerken büyük tesislerde her türlü ortam şartları yerine getirilmiş ve nizamnameye uygun bir ürün mü kullanılmak istenir yoksa sonucunda doğru şartları yerine getiremeden yapacağımız, zararı kaçınılmaz bir ürün mü? Sabit 35 dereceyi aynı düzeyde tutmak, bunu hijyenik koşullarda gerçekleştirmek, işlemleri yaparken kullanılacak basıncı ayarlamak, buna uyumlu olan kabı kacağı temin etmek, herhalde ev ortamında hatta arılıklarda kullanmak pek mümkün gözükmüyor. Hatta komik geliyor bana.
Falanca ürünü alın, almayın diye bir yaklaşımım yok, ama balınızı invert etmeden vermenizi (zaten öyle veriyormuşsunuz) tavsiye ederim. Zaten Türkiyede arı yemi olarak sadece Çumra şeker fabrikasının ürettiği arı yemi birde bir fabrika invert şeker üretim izni almış. İnvert şekerin üretiminin sonuçları doğru yapılmadığında zararlarının büyük olduğundan dolayı izinsiz üretiminin yasak olduğunu bu gün itibari ile öğrenmiş bulunmaktayım. İstanbul Hıfsısıhha kurumuna konu ile ilgili bilgiyi almak üzere müracaatta bulunabilirsiniz. 40 yıllık üreticilerden biri bana bir gün şöyle demişti. Arı bal yer bal yapar. Doğada bu böyle değil mi? Bizler arılara az miktarda takviye besinle daha fazla ürün elde etmeyi tercih ederken, bırakalım da invert vereceksek onlara zararsız invert, bal vereceksek sağlıklı bal verelim.
Türkiye ortalama 16 kg bal ile Dünyada kovan kapasitesi bakımından ikinci sırada olmasına karşın bal ithal eden bir ülke konumuna gelmiştir. Getirilmiştir. Süreç daha da kötüye gitmektedir ve hatta durumun daha kötüye gitmesi için ne geliniyor ise yapılmaktadır. Dünyada tüm ülkelerde ortaya çıkan kitlesel arı ölümleri malumunuz, ülkemizdeki genetiksel zenginlik, arı kolonisi varlığı tartışılmaz güçlükte olmasına rağmen bu zenginliğimizi ortadan kaldırma çabası nedir? Arıcılarımızın tüm girdileri pahalı olmasına karşın ürettikleri ürünler değerinde satılamamakta ve arıcımız pamukta, fındıkta hatta buğdayda olduğu gibi zarar etme konumuna gelmiştir. Arıcılığı bırakma noktasına getirilmiştir. Bu gün her arıcının en büyük sorunu pazar sorunudur. Yapılan kongreler, seminerler, toplantılar örneğin Muğla 1. Çam Balı ve Arıcılık Kongresi büyük bir organizasyon ve bilgi birikiminin aktarıldığı yerler olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür organizasyonlara katılıp da ne yapacağız, bizim bilgimiz bize yeter düşüncesi sektöre zarardan başka bir fayda getirmez. Gelişmelere açık ve bilime saygı duyduğumuz müddetçe her alanda ilerlememiz mümkün olacaktır.
Yalçın SEZER
Uzman Biyolog
Etiketler:
yanlış bilgilerin aktarımına dur demek lazım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















