arıcılık için uygun yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arıcılık için uygun yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2008 Cumartesi

BİZİM ORALAR GÖZÜMDE TÜTÜYOR.

ANNEANNEMİN ÇOCUKLUĞUNUN GEÇTİĞİ BABAOCAĞI BURASI
bİZDE HER YAZ GİDER DENİZE GİRERİZ BURADA. BİZİM EVDE AZ İLERDE ZATEN.
ARKASI KESTANE ORMANLARI,
ÖNÜ DENİZ,
BURADA ÇOK İLGİNÇ BİR DURUM VAR;
DENİZLE KUMSALIN BİRLEŞTİĞİ YERDEN TATLI SU ÇIKIYOR VE EVE MOTORLA BASILIYOR,
BUZ GİBİ SUYA DOYUM OLMUYOR.

10 Nisan 2008 Perşembe

NAZAR ETMEYİN NE OLUR ÇALIŞIRSANIZ SİZİNDE OLUR.

Allah nasip kısmet ederse satışlar bittikten sonra kalanların bir kısmı ile kestaneye gideceğim diğer kalanları bölmeyi düşünüyorum. Arıcı arkadaşlara tavsiyem herkesin bal üretmesi söz konusu farlı üretim modelleri geliştirin. Arı üretmek, ana arı üretmek,polen, propolis, arı sütü gibi ürünleri üretmeyi tercih edenler ileride mutlaka diğerlerinden önde olacaklardır. Akla ilk gelen balı herkes üretiyor bundan dolayıda bazı bal tiplerinin değeri düşük oluyor.
Yeni kovanla, eski kovanla, kovansız 7 çerçeveden başlayan arıların satıldığı arılıktır. Şu anda kat atılamayanların çerçeveleri polenle tıkanmış durumda. Üç çalışma yapılabilir. Ya oğula meyil edecekler ve memeli olarak bölünecekler yada kat atıp ferahlatıpanalar yetiştikten sonra memelerin dağıtılması ile bölme yapılacak yada yaklaşık bir ay sonra döllenmiş olan analar ile ikiye değil üçe de bölebiliriz.
Bu durumda olan ve tıka basa arı ile dolu kovan sayımız bir hayli fazla.
İşler çoğaldı eleman sayılarıda arttı. Gönlü temiz, kalbinin temizliği yüzüne vuran arıcı arkadaşlarımın tamamının bu yılın bereketinin üzerlerine olmasını temenni ediyorum. Hepinize sağlıklı, güçlü koloniler bol bereketli bir sezon diliyorum.
Atıyoruz kesiyoruz ama eminim siz arıcı arkadaşların gözünden hiç bir şey kaçmıyordur. Diyeceksiniz Yalçın hoca neden bu kovanları yerlere koymuş, yükseğe yerleştirmemiş. Sehpahalar çok önemli ve hep tavsiye ediyoruz. Ne denirse densin işlerde yoğun olsa, arıda çok olsa arılar yerlere konulmamalı. Rutubeti çekiyor, arıların gelişmesine sekte veriyor ve kovanlarımızı çürütüyor.

18 Şubat 2008 Pazartesi

MURAT AKIN HOCADAN EKLEMELER

Kastamonu yazısına Murat hocam benim unuttuğum bir kaç noktayı eklemek istemiş . Bende unuttuğumun farkına vararak hemen yazmak istedim. Türkiyenin ilk göç veren yerlerinden biri Kastamonu ve İstanbuldaki yoğunlukta buradan kaynaklanıyor.

Memleketini insanlar neden terk etsinler fakirlikten elbette, hem çalışmak hemde okumak için. Şimdilerde herkes başkaldırma sevdasında, geçmişten günümüze Kastamonu ve çevre illeri devlete hiç bir dönem başkaldırmamıştır. Kurtuluş savaşında mısır koçanlarının öğütülmesi ile elde edilen kepek ile ekmek yapıp öğün savuşturulduğunu ninelerim anlattı bana.

Çanakkale içinde aynalı çarşı ana ben gidiyom düşmana karşı diye söylenen türkü bir İnebolu türküsüdür. Nedeni cepheye giden bir İnebolulu askerin anasının yaktığı türküdür bu. Murat Akın hocam derki 252 bin şehit var kurtuluş savaşında bunların 90 bini Kastamonulu. Rakamlar kayıtlarda mevcut.

Ruhları şad olsun.

13 Şubat 2008 Çarşamba

MEMLEKETİM KASTAMONUNUN DAĞLARI VE BİLGİLER.

Sitenin müdavimleri bilirler geçen yaz kuyu kebabı yapılan yerden resimler yayınlamıştım. Bu görkemli dağın eteklerindeki mesire yerinden çekilmişti o resimler.
Buradanda dağların tepelerinden bakıldığında görülen Karadeniz. Hava biraz sisli olduğundan fark edilmiyor. Bir çok kişi Kastamonuda deniz olduğunu bilmiyor. Belirtmek isterimki Karadenizde en uzun sahili olan il Kastamonudur. Birde en çok balıkçı barınağı Kastamonuda bulunuyor.

Yeri gelmişken bir kaç bilgi daha vermek istiyorum. Kastamonu ile ilgili.
İstanbulu fetheden Fatih Sultan Mehmetin annesi Kastamonu Devrekani ilçesindendir.
İstanbulun fethi sırasında karadan Haliçe indirilen gemilerin karadan nakli sırasında kullanılan domruklar Kastamonu ormanlarından getirilmiştir. Dünyadaki en eski ormanlardan olan bu ormanlar, Türkiyenin de en eski ormanları olma özelliğinde. Türkiyedeki en geniş ormanlık alanda Kastamonu ve Sinop bölgesinde bulunuyor. Almanyadaki ormanların %80 i yapay orman, bizim ormanlarımızın % 80 i doğal ormandır.

Osmanlı döneminde eyalet şehri olan Kastamonu topraklarının sınırı çok ilginçtir İstanbul Üsküdara kadar dayanıyor. Üsküdar Kastamonu toprakları içinde yer alıyor.

Bu yapı kuyu kebabının yapıldığı yerde. Kar yaklaşık bir metre kadardı. Bu bölgeye yörede Yaralıgöz deniyor.
Bu ormanlar o denli memleketini seven insanların gözetimi altındaki inanamayacaksınız. Bölgede orman yolu açan bir orman bölge müdürünün ormanlara zarar verdiği noktasında şikayet üzerine şikayetle tayininin çıkmasına neden olunmuş.
Bu bölge Türkiyenin en büyük ve en yaşlı ormanlarına sahip olmasına rağmen kovanlar 100 ytl ye, çerçeveler 1, 5 ytl ye satılıyor. Kaçak kesim kesinlikle yok. Kastamonu insanı o denli temiz ve dürüstür ki kendisine zarar veren insanlar olmasına rağmen dürüstlükten vaz geçmez. Osmanlı devletinin ilk Lisesi Abdurrahman Paşa Lisesi burada kurulmuştur. Kültür çok ileri düzeydedir. Biliyoruz eskilerde medreslerde eğitim görülürdü. Şeyh Şabanı veliler; Mehmet Fezi Efendiler burada yaşamışlar ve ilim irfan yayan vakıflar kurmuşlardır. Belki inanamayacaksınız 17 bin evliya yaşamış bu topraklarda. Kayıtları var. Bu evliyalar ile ilgili kitaplar bile var. Geçmişten günümüze gelen manevi baskı kentin her yerinde hissediliyor. Göç geçim sıkıntısı içinde olan her yerde var. Buralardan da deniz yolculuğu yapan dedelerimiz, İstanbula göç etmişler. Dedemin babasıda onlardan biri. Büyük dedelerimizden bir kısmı İstanbul doğumlu. İstanbul nüfusunun 1/5 inin Kastamonulu olması sonradan değil geçmişten beri süregelen bir olgu.
Kastamonu halkı daima saygılıdır. Karşısındakini dinler, yanlışları söylemekten çekinmez, cesaretlidir. Kahpeliğede pirim vermez. İneboludan Ankaraya, Eskişehire cephane götüren ninelerimiz çocuğu üzerinden battaniyeyi alıp cephane üzerine koymuştur. Bizler o anaların torunlarıyız. Kurtuluş savaşında 250 bin şehidin yarısına yakını Kastamonu çocuklarıdır. Askerleridir. İspatı Çanakkaledeki şehitlikteki mezar taşlarıdır. Kayıtlarda bu bilgiler saklıdır. Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurarken her eyaletten bir akıllı adam ister. Kastamonuya gelir sıra tutuğunuzu getirin der. Şapka devrimi her halde cahillikle uğraşan bir bölgede değil, kültürünü aşan bir bölgede gerçekleşmesi gerekir.

Lakin bu güzel cennet vatan köşesindeki, düşman ayağı deymeyen, kurtuluş günü olmayan bu kentin dürüst, ilkeli ve haysiyetli insanları daima kahpe, aşağılık ve haysiyetsiz insanların ağızında kendi reklamları için ve kendi kişiliklerini tatmin için malzeme yapılmak istenmektedir. Bölge konuşma şivesini ağızlarına dolayan, asılsız bir takım hakaret içerikli tabela söylemlerini dile getirenlermi yoksa itham edilenlermi acaba sorunlu. Bazen Türbanı ortaya koymaya çalışan ama diğer sıkıntıları örtpas edenler gibi.

Birlikteliğimiz ve beraberliğimiz baki olsun. Bal üreticilerinin yüzleri güleç, kalpleri huzurla dolsun.

Kalın sağlıcakla.

Yalçın SEZER.

11 Şubat 2008 Pazartesi

BOLUDAYDIK

Güzel memleketimizin bir bölümü karlar altında, bir bölümü günlük güneşlik denize giren turistler var. Bu farklı iklimsel özellikleri dikkate alanlar arıcılığı keyifli yapıyorlar zaten, yapmayanlarada bu imkanın olduğunu hatırlatalım. Gezginci arıcılık daha çok verim demek.
Bolu dağı tüneli bizim memlkete gittiğimiz yolu az daha kısalttı. Arı nakillerinde Kastamonuya giderken artık az daha zaman kazancımız olacak.

Bir haylii uzun tünel sanıyorum birde çarşamba taraflarında bu tür bir tünel var. Bir giriyorsunuz çıkanakadar acaba burası bir çökerse demekten kendinizi alamıyorsunuz.

15 Aralık 2007 Cumartesi

KESTANE YOLUNDA YOLCULUK

Kestane ormanlarına giderken yolda soluklanmaya durduk. Hava belki açık ama yüksek bir bölgeden geçiyoruz oldukça serin. Haziran başlarında buralar bir hayli serin, bölgede bal dönemi ağustos başları temmuz sonları gibi oluyormuş şu anda buralarda bahar dönemi yaşanıyor. Terkedilmiş bir köy gibi burası Kastamonu Devrekani ilçesi Hacı Hasan köyü civarı.
Köyde zaten bir kaç ev var. Hemen bir kaç resim alayım istedim. Bu evi çektim belkide yakın bir zaman sonra bu tür evler memleketin hiç bir yerinde kalmayacak gibime geliyor.Resimlerde yaşayacağız herhalde. Evin önündeki araba tekerleklerinin önündeki arı kovanını, resimi çektikten sonra gördüm. Meğerse bu ev benim arıları taşıyan kamyoncunun babasınınmş. Tabiki arı kovanıda. Hocam gelmişken bir bakalımmı dedi. Açtık baktık.
Bahçede zaten bir kovan vardı. Üzerindede bir yazıyordu.
Kovanın malesef ana arısı yoktu. Fakat cinsi benim çok sevdiğim bir cins. Sakin, bal tutması güçlü ve görünüm olarak koyu renkli bir cinse sahipti.
Evlerin önüne doğru giden ufak araba yolu sanki halı saha gibi olmuş. Resimlemek istedim.
Bu resimlerdeki arılar benim için çok önemli. Burada bir gözlemimi resimlemek istedim. Ağacın altında kamyon duruyor. Kamyondan bir kovandan arı çıkmış ve kovanlar üzerinde uçuşuyor idi. Sanki bu arılar bizim kovandan çıkmış gibi geldi bana . 10 dakikada arı çıktığı yere polen toplar gelirmi? Bana kalırsa gelir.
Bu 10 dakikalık süreçte polen gelip gelmeyeceğini nasılmı anlıyorum. Şöyle arz edeyim. Bir yerden arıları yeni bir arılığa getirmiş idik. Ağızlarını açtık ve 10-15 dakika sonra sadece bir değil, indirdiğimiz 100 adet arı kovanının hemen hemen hepsinde polenlerin taşındığını gördük. Arılar da ise en ufak bir huzursuzluk görmediğimiz gibi tam tersi yeni nakledilmiş bölgede bol miktarda nektar olduğu için arılar çalışmaya çok hızlı bir şekilde başlamış olduklarını tespit etmiş olduk.
Nakillerde kamyon üzerine genellikle eğer gündüzleri kovanları indiriyor isek mutlaka gördüğümüz bir durum var. Kovanlar üzerine ayaklarında polen bulunan arılar konarlar. Arıcı arkadaşlar henüz ağzı açılmadığı halde kovan üzerinde bulunan bu polen yüklü arıların bizim arılar daha kovanlar açılmadan çalışmaya başladılar diye söylemekten kendilerini alamazlar. Burada bir başka yoruma göre de çevredeki arılıkların arıları kovanlar içindeki hararetten kaynaklanan nedenle ortaya yayılan petek kokularından dolayı işçi arıların cezbedilmesi ve yönlerini bu tarafa doğru çevirmelerinden kaynaklanıyor.
Eskiler ister taş, ister tahta kullansınlar yüz yıllar boyu ayakta kalabilen yapılar inşaa etmişler. Herbiri dimdik ayakta duruyor. İster ev, ister samanlık, ister ahır olarak kullanılsın her biri sağlıklı ve kullanışlı. Beton yığınlarında ömrümüz çürümekte. Allahtan arıcılık gibi mükemmel bir iş ile uğraşıyoruz.

Arıcılık mükemmel bir iş evet. İster hastalık diyelim. İster bağımlılık yapıyor deyin. Ne dersek diyelim bu canlılar tatlı bela. Şimdi bizden rahmet isteyen Sadık amcamın arılara koyduğu bu isim TATLI BELA. Sadık amcamın taktığı bu isimi zikrederken ne derece sağlıklı bir insan olduğunu hatırlamaktan kendimi alamıyorum. 87 yaşında rahmetli oldu ve gayet sağlıklı ve bir o kadarda sohbetkar biri idi. Akli melekeleri son derece güçlü idi ve sağlıklı beslenirdi. Bu iş ile uğraşan bir çok kişide sağlıklı ve akıllı. Devrim OSKAY hocamızın bir sözünü aktarmak istiyorum. Tarım sektöründeki en zeki çiftçilerin arıcılar olduğunu söylemişti. Sağlıklı ve zeki olduklarını bende kabul ediyorum. Bu dağın başında buz gibi suyu ve mis gibi havayı soluyan arıcılarımız nasıl sağlıklı olmasınlar.
Sağlıklı olmanın bir kuralı da soluk alıp verdiğimiz havanın temiz olması gerekliliğidir. Halsiz bir kişi 200 metre açık havada dolaşsa üzerindeki halsizlik ortadan hemen kalkar. Açık havada dolaşan kişinin dolaşım sistemi hızlanınca havadaki iz elementlerde kana geçer ve kişinin vücudunda bir dengelenme yaşanır. Arıcılarımız açık havada çalışırlarken son derece sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. Herşeyden öte bu bizim en büyük karımız.
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Sağlık, mutluluk ve başarılar sizlerle olsun.
Kalın sağlıcakla.